Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti, temsil ettiği millet adına çok mütevazıdır ve hayalden tamamen uzak ve tamamen hakikatperesttir. Dolayısıyla kanunlarını yalnız bu bakış açısından ve bu gerçek çerçevesinde belirler. Geniş, yüce fakat hayali ve pratik değerden uzak bazı duyguların peşinden koşarak kanun yapmaz. Böyle bir kanunu uygulayamaz.
Efendiler!
Sözlerim belki biraz acı olacaktır. Belki biraz kendi kendimizi kınar ve yerer gibi olacaktır. Başlangıçta da çok rica ettim, beni mazur görünüz.
Efendiler,
Bu milleti bugün idam sehpası karşısında bulunduran eylemler ve hareketlerin kaynağı hayaldir, duygusallıktır. (Bravo sesleri.) Uzaklara gitmeye gerek yok. Bu milletin genel seferberliğinin hangi gerçeğe, hangi gerçek hesaba dayandığını bir defa düşününüz. Bunun sebebi sadece duygusallıktır! Birinci Dünya Savaşı'na neyle girdik? Vaktinden önce Birinci Dünya Savaşı'na bu milleti sürükleyen nedir? Hangi gerçektir? Duygusallıktır! Daha ilerisine gidelim, geçmişimize dönelim, küçük bir tarihî olay: Sadrazam Kara Mustafa Paşa bu milleti Viyana kapılarına sürerken bütün Kuzey Almanya'yı fethederek evrensel bir Osmanlı İmparatorluğu yapma hayaline düşmüştü. Fakat, fakat zavallı babamız düşünmüyordu ki bütün bu fetih emelleri peşinde koşarken, bu girişimler torunlara, babadan miras kalan yerleri kaybettirmek için zemin hazırlıyordu.
–1 aralık 1921
"Peki yetkinlik aslında nasıl teşhis edilir? (...) onu öldürmeyen şey güçlendirir. (...) İlkesi seçiciliktir; çokluğu gözden çıkarır. İster kitaplar, ister insanlar ya da durumlar söz konusu olsun, kendi toplumunda hep aykırıdır."