Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.
Tedbirsizlik, gelecekte bizi bekleyen tehditleri gözümüzde canlandırmak fakat hissetmemek değil midir? Felaket geldiğinde herkes 'Ah, önceden bilseydim!' der. Biliyorduk ama iradenin gözünde tek geçerliliğe sahip olan yani hissedilen türde bir bilgi değildi bu.
Özgür olma hakkını kazanmayan kimse özgür değildir. Evet, o ne bir hak ne de sıradan bir durumdur, özgürlük bir ödüldür. Hem de ödüllerin en yücesi, en mutluluk verenidir. Manzara için güneş ne ise, yaşamdaki tüm olaylar için de özgürlük odur. Onu fethedemeyen kişi, hayatın bütün gerçek ve kalıcı sevinçlerinden yoksundur.