Bilirsiniz herkesin sınırları vardır. Kiminin inandıkları kiminin inanmadıkları. Kendi çemberimizin dışına çıkıldığını gördüğümüzde (çemberi at gözlüğü, yobaz olarak algılayan embesilleri tenzih ederek kullanıyorum) entelektüel kimliğimizi kenara bırakıp orada dur demek istiyoruz. Ben de severek okuduğum bir kaç yazarda bunu yaşadım. Referanslarımın sağlam olduğu, okuduğum kaynaklardan öğrendiğim bilgilerle uyuşmadı bazı şeyler. Bir noktaya kadar güzel bir hayretle severek okudum, fakat bazen bir cümle , bazen bir sayfa "burada ayrılıyorum" dedirtti bana. Elbette erdemli olmak inanmadığın halde mütevazılıkla dinleyip" böyle düşünmüyorum" diyebilmektir. Buna hoşgörü diyoruz . Fazlası intihardır. Bazen kaynak yetersizliğinden yazarın kendince yorumlarına "cahilce" bakmıyorum. Bazı müsveddeler bilgilerimizin muhatabına geçmesini yani kendim amel edersem ancak öyle tesirli olabilirim düşüncemizi "dikte etmek" zannediyor. Nasıl izah edilir ki , edilmez bırak gitsin. O yüzden ben bu yazarları okumaya devam edeceğim fakat severek hayretle değil, teoride okuyacağım. Beni üzdü böylesi, çareyi bu şekilde buldum diyelim .