Bir ara gözlerim Kızkulesi'ne takıldı. Onu hep Boğaz'ın firuze sularında salınan gizemli bir geline benzetmişimdir. Hangi umutsuz sevdanın rüzgarı ile kendini atmış, suya seccade salan dervişler gibi dalgalar üzerinde yürümeye başlamıştır.
Heyhat!
Bodur minaresi ile bir mescit, yanında bir ihtiyar çınar, onun gölgesinde bir çeşme, iki dükkan, bir sıbyan mektebi ve mektebin alnında bir kuş evi.
İstanbul bu mu? Bu kadar mı?
Evet, öyle.