Öyle içten bir kitap ki; Şermin Yaşar’la bu kitap sayesinde tanıştığım için çok mutluyum. Bir genç olarak bazen, hatta çoğu zaman yaşlı bireylerin davranışlarını anlamlandıramazdım; fakat Selime teyzenin hikâyesini onun iç dünyasından okumak bende bambaşka bir düşünme biçimi yarattı. Meltem ise geçmişini geleceğine taşıyan bir kadın; hayat onu, geçmişinden kırgın olduğu birine benzeyen birinin hikâyesini dinleyince, geçmişiyle yüzleşmeye ve onu yad etmeyi öğrenmeye götürüyor. Yaşları, deneyimleri ve kimlikleri farklı bu iki kadının ortaklaşan duygularında buluşması, kitabı sıradan bir hikâyenin ötesine taşıyor. Hepimiz geçmişi düşünür, tartarız; çünkü insan ileriye doğru yaşar ama geriye doğru anlar. Bu kitap da tam olarak bunu hatırlatıyor.
Ayşe Kulin’in kalemini her zaman çok sevmişimdir; ancak bu kitapta anlatının sık sık tekrara düştüğünü düşünüyorum. Bu durum, okuma sürecini yer yer baskılıyor. Sanki eser biraz daha uzun olsun diye genişletilmiş gibi hissettirdi. Oysa 170 sayfa yerine, 100 sayfalık daha öz ve yoğun bir metin çok daha etkili olabilirdi.
Bunun yanı sıra, kitabı okurken “Atatürk’ü okuyorum” hissi bende bir türlü tam olarak oluşmadı. Muhtemelen bunun nedeni, zihnimde sürekli “şunu yaptım , bunu yaptım ” şeklinde idealize edilmiş bir Atatürk imgesi kurmamış olmam.
Tüm bunlara rağmen, Atatürk’ün hayatına dair pek bilinmeyen yönleri ve gölgede kalmış detayları görünür kılması açısından Ayşe Kulin’e teşekkür etmek gerekir.
Daha önce yazarın hiçbir kitabını okumamıştım fakat bu kitap başlangıç için oldukça sürükleyici , sorgulatıcı ve düşündürücü. Baş kahramanımız her ne kadar yazarın önüne geçip onu gölgede bırakmış olsada bunu fark edip yazarın dehasına hayal gücüne hayran kalmamak elde değil. Kitapta bir hazinenin neden olduğu cinayetlerin nedenlerini, katillerini ve hazinenin kendisine giden yolu bulmaya çalışan Sherlock’un mantık çözümlemelerini okuyup ona eşlik ediyoruz. Keyifli okumalar .
Benim için çok ayrı bir yerin var artık hayatımda. Bu kadar uzun süre bitirememin sebebi belkide ilk aşkımla baş kahramanımızın adının aynı olmasıydı…
Orhan Pamuk o kadar güzel bir aşk çözümlemesi yapmış ki hepimizin bildiği ama görmezden geldiği gibi aşkın acıyla da eş değer bir yanı olduğu fark etmenin kalp kırıklığını yaşadım. Hayatım boyunca hiçbir kitabın beni bu kadar duygusallaştırmadığını itiraf etmeliyim hatta bir noktaya kadar Füsunun yerinde olup bu kadar derin bir aşkla sevilmeye imrenmediğimi söylemek yalan olur. Kemal Basmacı ve Füsuna duyduğu aşkı, şefkati hayatımın sonuna kadar kalbimde taşıyacağım…
Gerek vecizeleriyle gerekse yaşanmış olaylarıyla takdire şayan bir kitap. Şu günlerde maneviyatı artırmak için güzel fırsat . Umarım umut bulutları bütün dünyaya yayılır