2024 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Han KangYunanca Dersleri , çeviri S.Göksel Türközü ile oldukça kısa (yaklaşık 160 sayfa) olmasına rağmen yoğun bir duygusal derinliğe sahip bir romandır.
april yayıncılık ekim 2025
"Dünya bir yanılsama, yaşamaksa rüya görmektir."
Gözlerini kaybeden adamın solan ışığı ile sesini yitiren kadının sessizliği yeni bir dünya kurabilir mi? Karanlıktan ışığa, sessizlikten nefese, dilden kalbe yolculuk aşkla mümkün mü?
İnsan denilen canlı bu kadar sıradanken, acısı nasıl böylesine biricik olabilir?
Han Kang’ın "Yunanca Dersleri" iki yaralı insanın sessizlik ve karanlık arasında kurulan derin bağını anlatan, şiirsel ve felsefi bir romandır.
Han Kang, bu eserde dilin sınırlarını, kaybın insan ruhundaki etkilerini ve fiziksel duyuların ötesindeki iletişimi işler.
Seul'de bir sınıf...
Genç bir kadın öğrenci bir dizi travma (annesinin ölümü ve oğlunun velayetini kaybetmesi) sonrası konuşma yetisini yitirmiştir. Kelimeler boğazında düğümlenmiş durumdadır ve bu "ölü" dili (Antik Yunanca) öğrenerek kendi sessizliğinden çıkış yolu arar.
Yunanca öğretmenini Almanya'da uzun yıllar yaşamış, tahtada giderek artan körlüğünün eşiğinde artık konuşulmayan bir dili anlatıyor. Işığı gittikçe sönerken, sesini duyamadığı kadına adım adım çekiliyor. İkisini birleştiren geçmişte bıraktıkları... Bir zamanlar sahip olup artık geri alamayacakları... Her şeye rağmen çarpan kalpleri...
Hikaye, birinin konuşamadığı, diğerinin ise yakında göremeyeceği bir düzlemde ilerler. İkisi de bir tür "eksiklik" ve "kayıp" içindedir. Antik Yunanca, artık kimsenin ana dili olmayan "ölü" bir dildir. Kadın için bu dil, gerçek dünyadaki acı veren kelimelerden kaçabileceği veya kendisini yeniden inşa edebileceği yapay bir sığınak işlevi görür. Başta birbirine yabancı olan bu iki ruh, dersler
Fransız yazar Marc Levy tarafından kaleme alınan Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey , baba-kız ilişkisi ve geçmişin gölgesinde kalan sırlar üzerine kurulu duygusal bir hikâyedir. Bir baba ve kızını yeniden buluşturan bir aşk masalı... Zamanında engel olunan bir aşk yıllar sonrasında bu aşk için büyük ve etkileyici bir dokunuş.
en etkilendiğim alıntılardan biri
"Yaşamının ilk yıllarını unutacağını, ileriki yıllarda ise hiçbir şeyi doğru yapamamakla suçlanacağını ve günün birinde, özgürlüğüyle gurur duyarak kendisini terk edeceğini bile bile insanın hayatını bir çocuğa vakfetmesi, yalnızca onun için yaşamayı öğrenmesine büyük bir sevginin mucizesidir düşün bir." sizce de öyle değil mi?
Julia’nın babasıyla olan sorunlu ilişkisi... Neredeyse hiç görüşmez, çok az haberleşir ve konuştukları nadir durumlarda pek anlaşamazlar. Julia, her bir özel gününde babasına onun da olması için bir not bırakır ancak sekreter dönüşü "babanızın şehir dışında planı var" her zaman ki müsait değildir. Ama bu son davet julia için çok önemli bu davete cevap düğününden üç gün önce babasının sekreterinden bir telefon alır. Tıpkı Julia'nın tahmin ettiği gibi babasının düğüne katılamayacağı bildirilir. Ancak Julia ilk kez babasının mazeretinin kusursuz olduğunu kabul etmek zorunda kalır.
Çünkü babası ölmüştür.
Bir anda evlilik hazırlıkları yerini cenaze planlamasına bırakır. Görünüşe göre Anthony Walsh mezarına doğru yol alırken bile kızının hayatını altüst etmek için kendine has etkili bir yöntem bulmuştur.
Ancak cenazesinin ertesi günü Julia, babasının kendisi için son bir sürprizi olduğunu keşfeder:
devasa bir kutu, geçirebilecekleri 6 koskoca gün, itiraflar, söylenmemiş sözlerin zaman bulması,
yıllar sonrasında kavuşma...
Sayfaların birbiri ardına sıralandığı bölüm de burada başlar.
“Evlenmek önemli iştir,” dedi
"Hayatın zehirlerini bir süreliğine temizleyen gözyaşları olmasaydı, insanlar için bir ferahlık esintisi duymak, bir teselli sebebi bulmak acaba nasıl mümkün olurdu?"
Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, Türk edebiyatında Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında karasevda temalı eserler kaleme alan ilk kadın yazar Güzide Sabri tarafından kaleme alınan, ilk kez 1905 yılında yayımlanmış kendi hayatında tanık olduğu kasveti ve hüznü kurguya aktarmaktaki ustalığıyla da edebiyatımızın oldukça ünlü bir eseri haline getirmiştir.
“Meğer hayatın ölüm kadar acı anları oluyormuş da insan yine tahammül ediyormuş.”
Roman, dönemin toplumsal yapısı ve kadın duyarlılığını "imkansız aşk" teması üzerinden işler. Eser; hastalık, imkansız aşk, fedakarlık ve toplumsal baskılar altında ezilen bir kadının iç dünyasını konu alır.
"Heyecan duymayan bir kalp ölmüş değil midir?"
Roman, ana kahraman Fikret'in ölmeden önce kızı Nedret'e bıraktığı günlüklerden ve mektuplardan oluşur.
Eserin adı da zaten buradan gelir; "evrak-ı metruke" bir kimseden geriye kalan belgeler, kağıtlar demektir.
“Bazı tesadüfler vardır ki, insan hakikat olduğuna ihtimal veremiyor…”
Genç ve hassas bir kadın olan Fikret, yakalandığı kalp hastalığının tedavisi sırasında Doktor Nejat'a aşık olur. Ancak Nejat'ın evli olduğunu bilmemektedir, öğrenince hayal kırıklığına uğrar ve babasının yanına gider. Annesini yıllar öncesinde kaybetmiş olan Fikret babasının yanında da üvey annesi ile birlikte kalamayacağından üvey annenin yönlendirmesi ile de babanın akla ilk gelen şey tabi ki evlendirmek fikri olur kendisinden yaşça büyük bir çiftlik sahibiyle mutsuz bir evlilik yapar. Üzerinden biraz zaman geçmişken çiftliğe bir mektup gelir ve o mektupla garip bir karşılaşma gerçekleşecektir. Yolların bir gün yeniden doktor Nejat'a