Bazı kitapların kapağını kapattığınızda kocaman bir boşluk hissinin içinde buluyorsunuz kendinizi. İşte bu, o kitaplardan. Kitap bitti ve ben sanki bir yerde asılı kaldım, gelemedim kendime. Keşke bu kitabı bu kadar bekletmeseydim. 2022'nin en iyileri içinde kesinlikle. Gelelim konumuza.
Teğmen Drogo askeri okulu bitirir ve Bastiani Kalesi'ne atanır. Issız, kuş uçmaz kervan geçmez bir kale burası. Yakınında da Tatar çölü bulunmakta. Böyle bir yerde kalmak istemeyen ve kısa sürede buradan gitmek isteyen kahramanımızı neler beklemektedir kitabı okudukça öğreniyoruz. Kitap bu kalede, Drogo'nun yaşadıklarına, hislerine odaklanarak devam ediyor.
Aynı Bastiani Kalesi gibi sessiz, sakin akıp gidiyor hikaye. Sizi düşündürüyor, sarsıyor. Yalnızlığı, beklemeyi, umudu, kayıp giden hayalleri anlatıyor. Geç kalmayı, geri dönememeyi.. Son sayfalarda duygu yoğunluğu artıyor. Kendinizi Drogo'nun yerine koyuyor 'Ahh' diyorsunuz 'Ahh Drogo'..
Birkaç yıl önce Leyla ile Mecnun dizisinden bir replikle doluydu her yer. Umudu, beklemeyi, pes etmemeyi aşılayan bir söz. 'Bir gün o gemi gelecek.' O gemiler gelecek belki fakat gemileri bekleyenler aynı kişiler mi olacak? Beklediğimiz gemiler gelmeyince, inşa ettiğimiz kaleler yıkılıp da altında kaldığında anlıyor insan bunu. Bir şeylere fazlasıyla körü körüne bağlanınca insan zamanın geçtiğini fark edemiyor. Zaman akıyor, seneler geçiyor ve biz sadece izliyoruz. İzlemeyenlerden olalım, Drogo'nun deyimiyle 'Alışkanlıkların uyuşukluğu'ndan kurtulanlardan..
"Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir, geri dönecek zaman kalmamıştır."
"Kim bilir, dışarıda, bu duvarların ötesinde hayat nasıldı?"
"Kendisi dışında, herkesin umutlanmak için öyle ya da böyle az ya da çok bir nedeni vardı."