Kendi bağımsızlığını, hiç değilse yalnız kendin için yaşayabilmek. Yıkmadan, incitmeden, yorulmadan, yılmadan. Başka biçimde yaşamla bağdaşmaya olanak var mı.
Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlama gereği uymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an.
Tarihsel açıdan bakıldığında herhangi bir din ya da mezhep, iktidarın ideolojisi olduğunda, kaçınılmaz olarak baskı için kullanılıyor ve zulüm aracı haline geliyor.
Buna karşılık, bir din ya da mezhep muhalefette kaldığında, yine kaçınılmaz olarak direnişin, özgürlük ve bağımsızlık isteklerinin kaynağı oluyor.
Her ülkenin dini, mezhebi yani inancı da, tabii kendisine göre insanlık tarihinin en güzel inancıdır.
Bu ideolojik inançlar, insanların devlet karşısında doğuştan eşitliğine dayalı bir demokrasi ve insan hakları anlayışı ile dengelenmezse, Hitler Faşizmi ya da El Kaide terörü gibi kitlesel cinayetlere yol açan sapmalar ortaya çıkar.