Begüm(şimdi düşünmeliyim)

Nazik ve İyi İnsanlara...
Puan vermedi·192 syf.··
2019 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2019 01:32
Mağara Arkadaşları Ayfer Tunç’un sekiz öyküden oluşan, mağara arkadaşım vesilesiyle keşfettiğim kitabı. Öykülere genel itibariyle yoğun bir yalnızlık duygusu hakim. İçlerinde en sevdiğim, belki de en anlamadığım. Uçları açık çünkü bu hikayelerin. Üzerine saatlerce düşünülebilir. İyi olan iyiyi, karamsar olan da hüznü bulabilir. Hem belki, iyi olan aynı zamanda karamsar da olabilir, değil mi? Fakat kabul etmek gerekir ki, kalbi umut dolu kimselerin dahi içlerindeki mutluluğa inanç ateşini söndürecek sonlara sahipken, buna rağmen büyük bir hırçınlıkla okutuyor kendisini. Öyle kahramanları var ki bu öykülerin, kimi uyandığı günün nefes aldığı son gün olmasını ümit ederek yataktan kalkıyor, kimi üst kattaki komşusunun tıkırtılarıyla yalnızlığını unutuyor, kimiyse nezaketi neticesinde toplum tarafından dışlanıyor... Aslında hepsi içimizde bu karakterlerin. Sabahları işe giderken bir paket sigara aldığımız büfenin sahibi, senede birkaç sefer gördüğümüz üst kat komşumuz, okulda hiç konuşmadan seneleri paylaştığımız sessiz sakin arkadaşımız... Bu karakterler onlar aslında. Sesi çıkmadığı için görmezden gelinen, yaşamayı bir külfet olarak gören ve ölümü bekleyen, bazense yaşamaktan en zevk aldığı anda büyük kayıplara uğrayan kim varsa, bu öykülerin içinde, yalnızca biz göremiyoruz. Biz göremiyoruz evet. Çünkü artık sesi yüksek çıkanlar, bağıranlar, ortalığı birbirine katanlar duyuluyor. Cılız bir sesi duymaya imkan vermiyor bize dünya. Onlar evrende dönüyor dönüyor, bu sesi yüksek çıkan kabadayılara çarpıyor ve kayboluyor... Gülten Akın’ın dediği gibi, “Ah, kimselerin vakti yok; durup ince şeyleri anlamaya.” Yalnızca bir an için dursak, etrafımıza baksak, o nazik ve iyi insanları görsek, olmaz mı? Vakit nakit değil de, iyilik olsa, muhabbet olsa, güzellik ve şefkat
Edebiyat
Mağara ArkadaşlarıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20221,306 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Cahiliz Demiş Miydik?
Puan vermedi·288 syf.··
2019 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2019 15:19
Bir ömür nasıl yaşanır? Ve bir ömür nasıl yaşanmamalı? “İşte bu iki sorunun cevabı, bu kitapta!” diyemem. Çünkü her insan özeldir, her insan farklı koşullar içinde doğar ve hayatını idame ettirir. Sanılmasın ki, İlber Hoca da bu en iyi ben bilirimci iddia içinde. Yalnızca çok okuyan, çok gezen, sosyal ve kültürlü birinden tavsiyeler edineceksiniz bu kitapta. En güzeli, İlber Hocayla sohbet etme hissini tadacaksınız. Toplum olarak unuttuğumuz, daha da kötüsü unutturulduğumuz pek çok değer var. Aslında “toplum olarak” yanlış bir ifade oldu. Tüm dünyaca yozlaşıyor, tüm dünyaca aynılaşıyoruz. Artık bütün şehirler birbirine benziyor. Herkes her yerde aynı cafelere gidiyor, aynı kahveleri içiyor, aynı filmleri izliyor ve aynı kitapları okuyor. Estetik salgınıyla yüzlerimiz, vücutlarımız bile birbirinin aynı oldu. Kendi adıma, karşımdaki insanın kendine has bir birey olduğunu hissedemiyorum artık. Reklamlarda gördüğüm, muazzam orantılı yüz hatlarına sahip bir kadını beğenemiyorum. Çünkü artık her şey plastikten oluşuyor sanki. Plastik güzellikler, plastik zevkler, plastik filmler... Aşık olacağımız insana bile yerleşmiş güzellik algıları karar veriyor. Giydiğimiz kazaklara, giydiğimiz iç çamaşırlarına kadar her şeye! Ne yapmalı? Bir kere, bence önce kendini yetiştirmeli insan. Kaliteli zevklere, hobilere sahip olmalı. Hiç kimse gittiğini görmeyecek olsa da, kendi başına bir tiyatroya gitmeli mesela. Özgürlükler, zevkler çeşit çeşit! Ama atlanılan nokta şu ki, özgürlüklerimizi kullanmak da bir vizyon meselesi. Kendini geliştirmeyen, kendine ait alanları olmayan bir insan bu özgürlüklerini de kullanamaz. Bisiklete binmeyi bilmeyen bir insan, ne yapsın bisiklete binme özgürlüğünü? Yahut da kendini ifade edemeyen bir insana, ifade özgürlüğü tanınsa ne, tanınmasa ne? İlber
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,1bin okunma
KİŞİNİN BİR ÜLKÜ UĞRUNA SUÇ İŞLEME HAKKI VAR MIDIR?
Puan vermedi·705 syf.··
2019 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2019 19:34
Fyodor Dostoyevski 19. yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarıdır. Suç ve Ceza, kendisinin 1866'da yayımlanan, 1789 Fransız İhtilali ve 1861 toprak reformu ile değişen koşulların toplum üzerindeki tesirlerini irdeleyen, felsefi ve sosyolojik sorular temelinde şekillenen romanıdır. Rodion Romanoviç Raskolnikov beş katlı yüksek bir evin çatı katında kiraladığı bir odada kalan, yoksul, kötü giyimli, çoğu zaman gergin ve düşünceli, tedirgin, içine kapanık bir gençtir. İnsanları 'sıradan insanlar' ve 'olağanüstü insanlar' olarak ayırır. Teorisine göre, olağanüstü insanların, ülkülerini gerçekleştirmek için, yollarına çıkan engelleri aşmaya yönelik, suç işlemeye hakkı vardır. Toplum içinde sivrilen, söyleyecek yeni bir şeyi olan herkes, işin mahiyeti gereği, birer suçlu olmak zorundadır. Napolyon da, Muhammet de böyle değil midir?.. Sıradan insanlar ise, uysal ve boyun eğicidir. Böyle olmaları görevleridir ve kendileri gibi olanların devamını sağlarlar. Raskolnikov yaşadığı yoksulluk, ailesine yük olmanın verdiği his, kardeşinin kendisi için feda edilerek zengin ve aşağılık bir adamla evlendirileceğini öğrenmenin yarattığı psikolojik baskılar ile bir karar verir. Tefeci Alyona İvanova'yı öldürecektir. Çünkü kendisi bir 'olağanüstü insan'dır. Çünkü tefeci kadını öldürmek toplumun genel menfaatinedir. Çünkü bu bir suç değil, toplumun bir pislikten temizlenişi olacaktır... "Ne dersin, bir küçük cinayet, binlerce güzel işe değmez mi? Bir hayata karşılık, kurtarılmış binlerce hayat..." İşte burada, Suç ve Ceza ele aldığı bu soruyla, zamansız bir klasiktir. İşlediği suç Raskolnikov'u daha da düşünceli, paronoyak bir adam yapmıştır. İnsanlardan, ailesinden kaçar. Sıradan bir suçlu değildir o, hatta teorisine göre, suçlu bile değildir. Toplumda sivrilebilmek, düzeni yıkmak
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Puan vermedi·215 syf.··
2019 13. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2019 23:42
YOKAVAR: Yaratarak yok olmak. Asil, Azad, Kinyas ve Kayra; Hakan Günday kitaplarının tanıştığım karakterleri. Diğer kitaplarını henüz okumadığım için yapacağım çıkarımları çürüten kitapları varsa da, daha sonra öğreneceğim demektir. Hakan Günday’ın ilk okuduğum kitabı bu olsaydı şayet, belki çok daha fazla etkilenebilirdim. Ama artık olayların nasıl şekilleneceğini, karakterlerin düşünce sistemlerini rahatlıkla çözebiliyorum. Bu olumsuz bir şey mi, evet bence fazlasıyla... Diğer kitaplarına nazaran Azil’de; din eleştirisi, Tanrı’nın varlığına yahut Tanrı’nın niteliğine ilişkin sorgulamalar daha yoğun şekilde hissedilebiliyordu. Bu sorgulamalar ne inanan okuyucuyu rahatsız edecek boyutta, ne de inanmayanlar için doyurucu yoğunluktadır. Sistem, din eleştirisi okumak için çok daha şahane kitaplar mevcutken, bu niyetle okunursa tatmin olunamayacağı düşüncesindeyim. Bana göre Hakan Günday okumak, başlı başına bir dünya tanımak gibidir. Dünyası başta uçsuz bucaksız gelirken, her cehennemin bir sonu olduğu hatırlanılır. Azil de bana bu sonu göstermiştir. Bir örnekle düşüncelerimi desteklemek istiyorum. Kinyas ve Kayra kitabında “yazarak zihinsel ölümü gerçekleştirmek”ten söz edilirken; Azil’de “yaratarak yok olmak:Yokavar” düşüncesi üzerinde durulmuştur. Zihinsel ölümü gerçekleştirmek beni şaşırtan bir fikir olmasına rağmen Yokavar’dan aynı şekilde etkilenmedim. Paralel fikirlerin kelimelerle tüketildiği izlenimini yarattı benim üzerimde. Eleştirmek istediğim başka bir konuysa karakterlerin delilik dahilik çizgisinde gidip gelmeleri olacak. Bana göre bir kitabı başarılı kılan en önemli unsurlardan biri karakterlerin özgünlüğüdür. Hakan Günday sanki kendi karakterlerinin özgünlüğünü yeni kitaplar yazarak yavaş yavaş tüketmektedir. İsterdim ki bir kitabında da modern
AzilHakan Günday · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
10/10
·72 syf.··
2019 6. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2019 00:53
Altıncı Koğuş, 1892’de yayınlanan, bir durum hikayesidir. Yarım kalan tüm kitaplarımın hüzünlü bakışlarını üzerimde hissettiğim bir dönemde okuduğum bu kitap, henüz ilk sayfalarında, bu suçluluk duygusunu üzerimden bir çırpıda silmeyi başarmıştır. Bu tarz durum hikayelerinde olay örgüsünden ziyade, yaratılan atmosfer, karakterlerin ruh hali gibi etkenleri ele almayı uygun bulduğum için kitabı henüz okumayan okurların, incelememi okumalarında bir sakınca görmüyorum. Yalnız istemsizce tat kaçırıcı bilgiler de vermiş olabilirim elbette, o yüzden okuyup okumama yönündeki takdir sizin. Bu uyarıdan sonra kitabın ele aldığı konulardan, beni en çok düşündüren soruyla devam etmek istiyorum. Acı çekmek, insanın ruhunu yüceltir mi, benliğimizi keşfetmek ve kendimizi gerçekleştirmek için bir araç mıdır; yoksa bütün bu fikirler acı çekmeyen birtakım elitist, poposu her zaman sıcakta ve güvende olan güruhun bir saçmalığı mıdır? İvan Dmitriç ve Andrey Yefimıç bu tartışmanın iki zıt kutbunu temsil eder. İvan Dmitriç takip edilme korkusuyla yaşayan, zannımca paranoyak bir delidir. Yasalardan, hapsedilmekten korkar, insanların kendisini takip ettiğini düşünür. Kısacası, Truman Show’u izledikten sonraki geçici ruh halimize benzetebileceğimiz bir psikoloji içindedir. Üniversiteyi geçimini kazanmak için yarıda bırakır, buna rağmen eline geçirdiği her kitabı büyük bir hırsla okuyan kültürlü biridir. Hayata dair bildikleri, okudukları ve yaşadıklarının bir sentezidir. Olması gerekene ulaşmayı hayal etmeye lüksü yoktur, olana bakar. Olan’a küfreder, Olan’a öfkelidir. Andrey Yefimıç ise kaba görünümünün aksine oldukça nazik, okumayı ve düşünmeyi seven ancak hastanedeki aksaklıklara karşı oldukça kayıtsız bir doktordur. O’na göre insanların acı çekmelerini, ölmelerini engellemek
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma