Fyodor Dostoyevski 19. yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarıdır. Suç ve Ceza, kendisinin 1866'da yayımlanan, 1789 Fransız İhtilali ve 1861 toprak reformu ile değişen koşulların toplum üzerindeki tesirlerini irdeleyen, felsefi ve sosyolojik sorular temelinde şekillenen romanıdır.
Rodion Romanoviç Raskolnikov beş katlı yüksek bir evin çatı katında kiraladığı bir odada kalan, yoksul, kötü giyimli, çoğu zaman gergin ve düşünceli, tedirgin, içine kapanık bir gençtir.
İnsanları 'sıradan insanlar' ve 'olağanüstü insanlar' olarak ayırır.
Teorisine göre, olağanüstü insanların, ülkülerini gerçekleştirmek için, yollarına çıkan engelleri aşmaya yönelik, suç işlemeye hakkı vardır. Toplum içinde sivrilen, söyleyecek yeni bir şeyi olan herkes, işin mahiyeti gereği, birer suçlu olmak zorundadır. Napolyon da, Muhammet de böyle değil midir?.. Sıradan insanlar ise, uysal ve boyun eğicidir. Böyle olmaları görevleridir ve kendileri gibi olanların devamını sağlarlar.
Raskolnikov yaşadığı yoksulluk, ailesine yük olmanın verdiği his, kardeşinin kendisi için feda edilerek zengin ve aşağılık bir adamla evlendirileceğini öğrenmenin yarattığı psikolojik baskılar ile bir karar verir. Tefeci Alyona İvanova'yı öldürecektir. Çünkü kendisi bir 'olağanüstü insan'dır. Çünkü tefeci kadını öldürmek toplumun genel menfaatinedir. Çünkü bu bir suç değil, toplumun bir pislikten temizlenişi olacaktır...
"Ne dersin, bir küçük cinayet, binlerce güzel işe değmez mi? Bir hayata karşılık, kurtarılmış binlerce hayat..."
İşte burada, Suç ve Ceza ele aldığı bu soruyla, zamansız bir klasiktir.
İşlediği suç Raskolnikov'u daha da düşünceli, paronoyak bir adam yapmıştır. İnsanlardan, ailesinden kaçar. Sıradan bir suçlu değildir o, hatta teorisine göre, suçlu bile değildir. Toplumda sivrilebilmek, düzeni yıkmak