İnsan ağır örtüleri kaldırıp altındakine bakma cesareti bulduğunda, bir tek kendini bu kadar yakından görebiliyor. Sonra günün birinde aniden şunu fark ediyor: Aaa, hayatım boyunca tiksindiğim insan benmişim! 
Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil bana onları yaptıranların arasında kalmayı sürdürme de. Doğru nedir emin olamazdım ama yanlışın yapış yapış koynunda onu tanıyacak kadar uzun yaşamıştım.
Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.
İnsanlar bazen küçük çeldircilerle yola çıkar ve ardından kendilerine yıllar sonra hakikatten şüphe eden, mağfiret konusunda yanlış bir umut besleyen, günahlarının rahatsız edici gerçekliğini ve ölüm gelmeden önce değişme ihtiyacını görmezden gelen bir vaziyette bulurlar.