Halime Kara

Yedi Ayet Yedi Şahsiyet
Puan vermedi·304 syf.··
2026 27. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 23:03
Bu kitabı bitirdiğimde elimde sadece bazı notlar değil, üzerine uzun uzun düşünmek istediğim sorular kaldı. Bazı bölümlerde yazarın aynı noktaları farklı şekillerde tekrar ettiğini hissettim. Yer yer bu tekrarlar beni yorsa da genel olarak kitap bana çok şey öğretti. Özellikle Kur’an’a ve tefsire bakışımı yeniden tazeleyen bir okuma oldu. Tefsiri sevmemin sebeplerinden biri de bu zaten. Bazen bir kelimenin, bazen bir harfin peşine düşüyorsunuz ve karşınıza kocaman anlam dünyaları çıkıyor. Bu kitapta da bunu bir kez daha gördüm. Kur’an’da geçen bir harfin bile ne kadar derin manalar taşıdığını fark ettikçe, bu kitabın ilahî bir kelam oluşuna yeniden hayran kaldım. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise besmelenin başındaki “be” harfi ile ilgili bölümdü. Daha önce besmeleyi elbette okuyordum ama o küçük harfin içinde yardım isteme, Allah’la beraber olma ve yeryüzündeki kulluk vazifesini hatırlama gibi anlamların bulunduğunu öğrenmek beni çok düşündürdü. Bir işe başlarken söylediğimiz “Bismillah”ın aslında sadece bir söz değil, bir duruş ve bir bilinç olduğunu fark ettim. Özellikle besmelenin insanın yaptığı işi Allah’ın adına yaptığını ilan eden bir kulluk beyannamesi olduğu fikri zihnimde uzun süre kaldı. Çünkü çoğu zaman besmeleyi dilimiz söylüyor ama kalbimiz o anlamların ne kadar farkında oluyor, emin değilim. Bu bölüm bana besmele çekerken biraz daha durup düşünmem gerektiğini hatırlattı. Kitap bende şu düşünceyi de güçlendirdi: Kur’an’ı anlamak için sadece meal okumak yetmiyor. Tefsir okumak, ayetlerin derinliklerine inmeye çalışmak, kelimelerin ve hatta harflerin taşıdığı hikmetleri görmek gerekiyor. Kendimi ve Rabbimi daha yakından tanımak istiyorsam bu alanda daha çok okumalıyım. Kısacası Yedi Ayet Yedi Şahsiyet, bana yeni bilgiler öğretmekten çok,
Yedi Ayet Yedi ŞahsiyetYasin Pişgin · Timaş Yayınları · 20241,175 okunma
Reklam
Annemin Uyurgezer Sırları
Puan vermedi·440 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 14:54
Ayfer Tunç’un Annemin Uyurgezer Gecelerini elime aldığımda, ilk sayfalardan itibaren dili beni o kadar yakaladı ki bir anda kitabın çeyreğini okumuş buldum kendimi. Sanki karakterlerin dünyasına kendimi bırakmışım gibi hissettim. Ama zamanla fark ettim ki, bu akıcılık her zaman hikâyenin ritmiyle örtüşmüyor. Araya sıkıştırılan yan hayatlar, asıl meseleyi geciktiriyor; okurken bazen nefes almak gibi bir ihtiyaç doğuyor içimde. En çok merak ettiğim, anane–anne–torun arasındaki ilişkiydi. Geçmişin bugüne nasıl sızdığını, saklı kalan sırların nesiller arası etkisini görmek istedim. Yüzleşme sahneleri daha derin olsaydı, karakterlerin hislerini daha güçlü hissedebilirdim. Ama bu eksiklik bile kitabın merak uyandıran yapısını bozamıyor; çünkü her sayfada “acaba sırlar ne zaman açığa çıkacak?” sorusunu sordum kendime. Ana karakterin E. ’ye olan aşkı, neredeyse bağımlılık derecesindeydi. Kendini yerlerden yerlere vurduğu, eziklik psikolojisine girdiği sahnelerde onun kırılganlığını, çaresizliğini ve geçmişten getirdiği yüklerini derinden hissettim. Bu aşk, (aşk denilir mi onu da bilemiyorum) yıkıcıydı; sevgi, hayal kırıklığı ve teslimiyet birbirine karışmıştı. Karakterin yaşadıkları, hem yan hikâyelerle hem de kendi içsel çatışmalarıyla paralel ilerleyerek romanın duygusal merkezini oluşturuyor. Dilin gücüyle karakterlerin dünyasına giriyor, ama bazı yerlerde “keşke olaylar daha net ilerleseydi” diye düşündüm. Hikâye yer yer dağınık olsa da, dilin ve atmosferin etkisiyle kitabı bırakmak mümkün olmadı. Belki de en güçlü yanı da bu: merak duygusu ve karakterin iç dünyasına olan yakınlık. Sonuçta Annemin Uyurgezer Geceleri, beni hem büyüleyen hem düşündüren bir okuma deneyimiydi. Yüzleşmeler daha açık olsaydı, hikâye beni daha sarsıcı bir şekilde yakalayabilirdi. Ama
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20266,9bin okunma
Gerçek soru ne kadar yaşayacağımız değil, nasıl yaşayacağımızdır.
6/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 21:08
Son Nefes Havaya Karışmadan Paul Kalanithi bu kitabı bir yazar gibi değil, ölüme yaklaşan bir insan gibi yazmış. Belki de bu yüzden cümleleri süslü değil ama çok gerçek. Bir doktorun hastalığa yakalanınca yaşadığı kırılmayı anlatır. Düşünen, üreten, geleceğe dair planları olan genç beyin cerrahı Paul kariyerinin dönüm noktasındayken ölümcül akciğer kanseriyle yüzleşir. Ne zaman öleceğini sorgularken hayatın anlamını sorguladığı eşiğe gelmesi kolay olmaz. Ölümü bir son değil, hayatı daha dikkatli yaşamaya zorlayan bir öğretmen gibi algılamaya başladığında “Ne kadar yaşayacağım?” sorusunu bir kenara bırakıp “Nasıl yaşamalıyım?” sorusunu sorar. Kalanithi, umudu iyileşmekte değil, sevmenin, üretmenin ve anlamlı kalabilmenin içinde bulur. Okurken insanın içi burkuluyor ama kararmıyor. Çünkü bu kitap yas tutmuyor; hayata daha bilinçli tutunmayı fısıldıyor. Bu kitap bittiğinde akılda tek bir soru kalıyor: Vaktin sınırlı olduğunu bilseydin, hayatını bugünkü gibi mi yaşardın?
Duygu ve Düşünce
Son Nefes Havaya KarışmadanPaul Kalanithi · Altın Kitaplar · 20162,628 okunma
Ateş Ağacı
Puan vermedi·177 syf.··
2025 17. kitabı
Kitabın isminin geldiği yerden başlamak isterim düşündüklerime. Allah(c.c.)’ın Vadi-i Mukaddes’te Hz.Musa’ya ateş ağacı olarak görülmesinden dolayı verilmiş kitabın ismi ve sonuyla da güzel bir bağlantı kurulmuş böylelikle. Takdim kısmından sonuna kadar beni oldukça etkileyen bu romanda aşk kavramı ve hayat anlayışları üzerinde bolca durulmuş. Takdim kısmında aşk kavramını hem felsefik hem de dini boyutta düşünürlerin neler söylediği üzerinde durulup, kitaba hazırlık yapılmış bir bakıma. Ben kitabı iki aşamada değerlendirdim. Cemil burjuvazi hayatın içinde doğmuş, büyümüş bir gençken amcasının istediği yüksek mevkilere çıkmayı reddeder ve Bursa’ da bir mektepte muallimlik yapmaya başlar. (Eski Bursa betimlemeleri ayrı bir cezbediciydi benim için.)Bu aşamada dünyayı yaşamaktan kaçıp hayatı yaşamaya odaklanan Cemil’ in kendi iç dünyası ve hayatta ne aradığı çok iyi yansıtılmış. İkinci aşamada Bursa’ya yabancı bir jeolog olan Juliet’ in gelmesiyle tepetaklak olan Cemil’in duygu dünyası adını verebiliriz. Hikayenin sonu ise çok çarpıcı. Ulaşılmak istenen aşka ulaşıldı mı? sorusunu akıllara getirirken ateşin üstüne susuz konan çömleğin tabiî olarak çatlaması hakikati bir kere daha gösterir. “Göklerin dönüşünü aşkın dalgalarından bil; aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.” ~Mevlana
Edebiyat
Ateş AğacıSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2002611 okunma
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Puan vermedi·293 syf.··
2025 14. kitabı
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim… Bazen insanın kendi aklıyla kavgası, dışarıdaki dünyayla kavgasından daha gürültülü olur. Deborah’ın içindeki fırtınalarla mücadelesi, “iyi olmanın” aslında bir çizgi değil; sürekli inişli çıkışlı bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Ve evet… İyileşme bazen terapi odasında geçen sessiz bir bakıştır, bazen de “bugün en azından yatağımdan kalktım” demektir. Küçük zaferler, büyük savaşların habercisi oluyor. Ama kitabın en sevdiğim yanı şu: Karanlık ne kadar çağırırsa çağırsın, umut bir köşeden “Ben buradayım, biraz sabret” diye fısıldıyor. Deborah’ın hikâyesi bize şunu öğretiyor: Hepimiz bazen kendi içimizde kayboluyoruz; ama biri bizi gerçekten duyduğunda, yol bir anda biraz daha aydınlanıyor.
Edebiyat
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg · Metis Yayınları · 202119,3bin okunma
Reklam