TekerrürSoren Kierkegaard
Spoiler vardır!
Öncelikle Robert Musil'in Aptallık Üzerine kitabında olduğu gibi ön söz müthiş bir şekilde yazılmış ve yapması gereken görevi tam manasıyla yapmıştır. Kierkegaard'ın anlatmak istediği Constantin Constantius'un tekerrür ile ne kast ettiği ardından genç adamın aşkı üzerinden genç adamın tekerrürden ne anladığı ve onun da üzerinde dinsel tekerrür boyutunda Eyüp'ü zamanın akışında ileri atan şeyin teslimiyet olduğu da gözler önüne seriliyor. Constantin Constantius tekerrürü kendi dimağı dahlinde nasıl anladıysa öyle gerçekleştirmek kabilinde davranışlar gerçekleştirdi fakat tekerrür'ün imkansız olduğu kanısına vardı fakat ön sözde de belirtildiği üzere tekerrür zamanının durdurulamaz akışında aynı şekilde değil farklı şekillerde gerçekleştiği de gözler önündedir. Genç adamın tekerrürü varoluşun durdurulamaz momentinde kendi olabilme kabiliyetini göstermesidir. Kitabı ikinci kez okumayı düşünüyorum ilerleyen zamanlarda.
. . .
"İnsan yaşlandıkça, hayatı daha bir anladıkça, rahatlıklarının tadına daha bir garip bir şeyleri takdir etmek elinden daha geldikçe, kısacası daha bir ehlileştikçe, bir o kadar daha az tatmin oluyor."
.
.
.
"Bu mesele üzerine enikonu kafa yormuş olan biri, ömrü boyunca, en fazla bir yarım saat için bile, akla gelebilir her şekilde, kesinlikle hoşnut olmanın bir insana hiçbir zaman nasip olmadığında bana herhalde hak verecektir."
. . .
Sayfa 87 - Alfa yayınları, Constantin Constantius·Kitabı okudu
Robert MusilAptallık Üzerine
Ön sözün ne kadar önemli olduğunu bu kitapta daha iyi bir şekilde deneyimledim. Ne kadar Robert Musil ile bu kitapla ilk kez tanışıyor olsam da sanki kitaba -aslında bir konuşmadır- başladığım zaman sanki bu Robert Musil'in okuduğum ilk kitabı değil de çoktandır okuyormuşum hissini yaşadım. Ön sözün yazarı Ersan Üldes kitabın büyüklüğüne oranla çok uzun bir ön söz yazmış olsa da mutlaka okunması gerekli bir ön söz olmuş. Kitaba dair ise Musil'in bilmediği konular hakkında yorum yapmama geleneğini açıkça ortaya koyduğu kitaplardan biri olmuştur. Bazen ayrıştırıcı ifadelere yer verse de okumaktan keyif aldığım ve bir şeyler anlamayı umduğum kitaplardan biri oldu. Birinci okumanın yeterli olduğunu düşünmüyorum. Bir süre sonra ikinci kez okuyacağım.
Hegelci anlamda zorunluluk ihtiva eden diyalektik mefhumuna, Kierkegaard, insan varoluşunun olumsallığını öne sürerek karşı çıktı ve insanın değişme, var olagelme ve kendini dönüştürme kapasitesinin ancak imkanım olduğu, yani her şeyin zorunlulukla belirlenmediği bir dünya bağlamında ancak anlaşılabileceğine ısrarcıydı. Diğer bir deyişle, kendini seçme olarak tanımlanan varoluşçu özgürlük, kendini edimselleştirmeyi ama bunu salt mantıksal bir geçiş olarak değil, varoluşun tüm hengâmesi ve keşmekeşi içinde yapabilmeyi ifade ediyordu.
Sayfa 19 - Alfa Yayınları, Nur Beirer'in ön sözü·Kitabı okudu