Bensu Büşra Üçüncü

Bensu Büşra Üçüncü
@Bensuub3
Beklemek mi, Yaşamak mı?
8/10
·448 syf.··
2026 7. kitabı
‎Bu kitabı okurken kendimi en çok bir sorunun içinde buldum: ‎Aşk gerçekten yaşanabilen bir şey mi, yoksa bazen sadece hissettiğimiz haliyle mi güzel? ‎Florentino ile Fermina’nın hikâyesi başta çok büyüleyici. Mektuplarla büyüyen, dokunmadan derinleşen bir aşk… Ama sonra fark ettim ki bu aşkın en güçlü olduğu yer, aslında en uzak oldukları yer. Birbirlerini gerçekten tanımadıkları, daha çok hayal ettikleri zaman. ‎Fermina’nın Florentino’yu bir gün görüp “ben buna aşık değilim” demesi beni sarsmadı değil :) çok gerçekti çünkü. İnsan bazen birine değil, o kişiyle ilgili hissettiği şeye aşık olabiliyor. Ve gerçek hayat o hissi taşımadığında, büyü bir anda bozuluyor. ‎Belki de bu yüzden Fermina’yı hiç yargılayamadım. O bir hayali değil, yaşayabileceği bir hayatı seçti. Dr. Juvenal Urbino ile kurduğu evlilik bana o kadar gerçek geldi ki saygı, düzen, birlikte geçen bir ömür vardı. Ama okurken içimde hep şu soru dolaştı: ‎Peki ya kalbi? ‎Çünkü evet, Fermina yanlış bir seçim yapmadı. Ama en derin duyguyu da yaşamadı gibi. Doğru olanı seçmek her zaman içimize sinen şey mi? Yoksa bazen sadece daha güvenli olanı mı seçiyoruz? ‎Florentino’ya gelince… Onun aşkı etkileyici ama bir o kadar da sorgulattı beni. Yıllarca beklemesi, vazgeçmemesi… Bunlar çok büyük şeyler ama bir noktadan sonra şunu düşündüm: ‎Bu gerçekten aşk mı, yoksa vazgeçememek mi? Çünkü birini sevmek sadece onu hissetmek değil, onunla bir hayat kurabilmek de olmalı. Florentino ise hep sevdi ama hiç gerçekten “yaşamadı”. ‎Kitabın sonunda yıllar sonra tekrar bir araya gelmeleri romantik gibi görünse de bende daha farklı bir his bıraktı, sanki ikisi de hayatı başka şekillerde yaşamış, başka şeyleri seçmiş ama içlerinde yarım kalan bir duygu hâlâ yer kaplıyormuş gibi. ‎Bu kitap bana büyük bir aşk hikâyesinden çok, bir
Duygu ve Düşünce
Kolera Günlerinde AşkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202011,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bağırmadan Bağırmak: Sıfır Noktasından
10/10
·112 syf.··
2026 6. kitabı
Bu kitabı okurken en çok fark ettiğim şey, ana karakteri hiçbir noktada yargılamamış olmamdı. Belki de anlatım o kadar gerçek ve çıplaktı ki, yaşadıklarının onu bu noktaya nasıl getirdiğini adım adım gördüm. Bu yüzden “neden böyle yaptı?” diye sormadım hiç; daha çok “bir insanı buraya getiren şartlar nelerdi?” diye düşündüm. ‎Yazarın dili çok sade ama bir o kadar da sert. Olaylar süslenmeden anlatılıyor. Bu da hikâyeyi daha çarpıcı yapıyor. Karakterin yaşadıkları karşısında öfkelenmek mümkün ama ona değil; daha çok onu bu hayata mahkûm eden düzene karşı bir öfke oluşuyor içimde. ‎Kitap boyunca hissettiğim en baskın duygu acıma değil, empatiydi. Çünkü anlatılanlar bir “zayıflık” hikâyesi değil, aslında hayatta kalma mücadelesi. Karakterin duruşunda garip bir güç var. En dipte olduğunu söylediği noktada bile bir bilinç ve farkındalık hissediliyor. ‎Bence kitabın en etkileyici tarafı da bu: Bir kadının kendi hikâyesini, kimseye kendini savunma ihtiyacı duymadan anlatması. Okurken rahatsız oluyorsun ama bu rahatsızlık gerekli bir yüzleşme gibi geliyor. ‎Kısa ama etkisi uzun süren bir kitap. Bitirdiğimde içimde hüzünle karışık güçlü bir his kaldı. Yargılamadan okunduğunda çok daha derin bir anlam taşıyor diye düşünüyorum.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,2bin okunma
Bir Suskunluk Hikayesi
6/10
·107 syf.··
2025 20. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2025 15:48
Namus adına işlenen bir cinayetin değil, namus kavramı uğruna sessiz kalan bir toplumun hikâyesidir Kırmızı Pazartesi. Namus kavramının sorgulanamaz bir yargıya dönüştüğü bu eserde, cinayetin işleneceği açıkça söylenmesine rağmen buna engel olunmaması net bir şekilde gözler önüne serilir. Böylece suçun bireysellikten çıkarak kolektif bir yapıya dönüştüğü vurgulanır. Aynı zamanda eser, bu sessizliği kadercilik anlayışı, toplumsal duyarsızlık ve yanlış namus algısıyla birlikte ele alır. Romanın merkezinde yer alan Angela Vicario, olayların nedeni gibi gösterilse de aslında bu baskıcı düzenin en büyük mağdurudur. Kendi bedeni ve hayatı üzerinde söz hakkı tanınmayan Angela, ailesinin uyguladığı şiddet ve toplum baskısı altında bir isim vermeye zorlanır. Bu durum, onun davranışının bilinçli bir suçtan çok, korku ve çaresizlikle verilmiş bir tepki olduğunu düşündürür. Yıllar boyunca Bayardo San Román’a yazdığı mektuplar ise Angela’nın zamanla edilgenlikten çıkıp duygularını sahiplenen bir bireye dönüştüğünü gösterir. Bayardo San Román ise dışarıdan güçlü, zengin ve kararlı bir erkek figürü gibi görünmesine rağmen, namus anlayışı karşısında oldukça yüzeyseldir. Angela’yı düğün gecesi ailesine geri göndermesi, onun sevgiden çok toplumsal beklentilere önem verdiğini ortaya koyar. Bayardo’nun bu tavrı, namus kavramının insan ilişkilerinde nasıl yıkıcı bir role büründüğünü açıkça gösterir. Sonuç olarak Kırmızı Pazartesi, namus adına işlenen bir cinayeti değil; bu cinayeti mümkün kılan suskunluğu, kabullenişi ve toplumsal sorumsuzluğu eleştirir. Márquez, bireysel görünen bir suçun aslında kolektif bir vicdan eksikliğinin ürünü olduğunu göstererek okuru toplum, adalet ve ahlak kavramları üzerine düşünmeye zorlar.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
Hayaller güzel, gerçekler yıkıcıdır Pervin...
7/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2024 10. kitabı
Biliyoruz ki ilk psikolojik romanımızın yazarıdır Mehmet Rauf, bundan dolayıdır ki bu kitabında da karakterin içselleştirdikleri ön plandadır. 17 yaşımda okuduğum bende böyle garip bir hüzün ve düşüncesel travma yaratan kitaplardan biri olmuştur. Kitapla ilgili o zaman neler hissettiğimi tam anlamıyla yazdığım bir metin yok ne yazık ki (keşke olsaymış) ama iki sene önce tekrar okuduğumda küçük notlar almayı akıl edebilmişim, şimdi onları paylaşacağım. Öncelikle Pervin karakterinin hayal kırıklıkları, iç konuşmaları, etrafına karşı takındığı eleştirel tavır, aldığı eğitime ve yetişme tarzına uygun bir çevrede yaşayamamaktan ileri gelir. bu sebeple de hayallerinin gerçekleşmesine imkan vermeyen bütün insanları ve mekanları, ister istemez bir eleştiriye tabi tutar. Gelenek göreneklerin yanlış yönlerini anlatır ve kızlarında tercih hakkının en azından sadece sevgi üzerinde söz sahibi olmalarını ister. Kitap 1911 yılında yazılmış olmasına rağmen günümüzden çok fazla ortak nokta ile karışımıza çıkar. Evliliklerin kurulma şekli, insanların birbirini tanıma anlama şekli, aile yapıları, toplumun sanattan yoksun oluşu çok net bir şekilde tasavvur ediliyor kitabı okuyunca. Kitabı kapatınca da görüyoruz ki birçok kadın istemeden kendisine hazırlanan dünyada yaşamak zorunda kalıyor. Belki de bu kadınlar annelerimiz, anneannelerimiz... ** Ek olarak şunu da söylemeliyim ki Reşat Nuri'nin Feride'sinden sonra bir erkek tarafından yazılmış olarak gördüğüm, mükemmel bir karakter Pervin. (kibirli ve ergen ruhlu olmasına rağmen.) Nasıl hissetmişler de nasıl güzel yazmışlar demeden edemiyorum her defasında.
Edebiyat
Genç Kız KalbiMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202310,1bin okunma
Emek Hakkı!
8/10
·72 syf.··
2024 4. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2024 00:50
Küba'da doğan, Fransız bir yazardır Lafargue. Çevresinde olan toplumsal sorunlara etkisiz kalmayan, direniş gösteren biridir aynı zamanda. Bu kitabında 19. yy avrupasını gözler önüne seriyor. Bu kitap Lafargue'ın bizzat yazıp da yayımlattığı bir eser değil, gazetelerde yayımlanan makalelerinin toplanıp basılıp kitap haline getirildiği bir eserdir. Kitabın konusunun tembellik hakkı değil de emek hakkı olduğunu düşünüyorum, bu yüzdende kitap için söylenecek çok şey var aslında ama kitap okunmadan önce, kapitalist sistem, karl marx, sosyalizm ve kitabın geçtiği dönemdeki tarihsel süreç ile ilgili fikir sahibi olmakta kitabı anlamak için çok önemli. Benim kitap için söyleyeceklerime gelecek olursak eğer, kitapta sürekli kapitalizmin eleştirildiğini görüyorum. Bu kadar eleştiriye rağmen bir çözüm fikrinin de sunulmadığını aynı zamanda, bununla birlikte çalışmanın kapitalist sistem içinde bir haktan ziyade zorunluluk olduğundan ve insanların bu şekilde sömürüldüğünden bahsediyor. İnsanların, kadınların ve çocukların zor şartlarda çalıştırılmasının yıkıcı etkilerine vurgu yapılıyor. İşçi kesiminin konulan şartları kabulünün onları nasıl insanlıktan uzaklaştırdığı, aşırı üretimin emeği değersizleştirmiş olması, sanayi devriminden sonra makineleşmenin hayatı olumlu etkileyeceği düşünülürken bunun tam tersinin olması gibi birçok toplumsal sorundan bahsedilmiş bir kitap. Bu toplumsal sorunların 21. yy da hala devam ediyor olması Lafargue'ın çağının çok ötesinde düşünmüş olduğunun bir kanıtıdır. Bu konuda toplumda ne kadar farkındalık yarattığı tartışılır ama bu kitabı okuyan herkesin üzerinde uzunca düşüneceğine eminim. Keyifli okumalar dilerim.
1000k
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Kırmızı Kedi Yayınları · 201413,3bin okunma