-Gözleri olanlar mutluluklarının farkında değiller
-Benim gözlerim yok, ama işitmenin getirdiği mutluluğun farkındayım. (s.26)
Bazı hikayeler vardır ismi ne olursa olsun ilk harfi merhametle başlıyor. Okurken insana kendini iyi hissettiriyor. birini kurtarmanın, bir hayata dokunmanın huzurunu taşıyor. André Gide ‘de Pastoral Senfoni ’yle tam olarak böyle bir eşiği anlatıyor. Bir papazın, karanlıkta kalmış bir hayatı aydınlatma çabasıyla başlayan hikayesini insanın kendi içindeki karanlığı fark etmesine dönüştürüyor .
Romanın merkezinde bir papaz ve onun evine aldığı görme engelli Gertrude yer alıyor. Papaz onu bir kulübede buluyor ve merhamet duygusuyla yanına alıyor. Zaman geçtikçe bu iyilik tek taraflı bir kurtarma olmaktan çıkıyor. Ona doğayı, ışığı, güzelliği anlatıyor ama anlattığı şeyler biraz da kendi görmek istediği dünya oluyor.
Zaman içinde Gertrude değişiyor. Konuşmayı öğreniyor, düşünmeye başlıyor, hissettiklerini ifade ediyor. bu gelişimle birlikte bir kırılma getiriyor, insan bir şeyi gerçekten anlamaya başladığında artık eskisi gibi kalamıyor. Gertrude’ün dünyaya bakışı genişledikçe, papazın kurduğu o masum düzen çatırdamaya başlıyor. Gide çok ince bir yerden vuruyor, İnsan bazen iyilik yaparken bile kendini merkeze koyabiliyor.
Eserde beni en çok etkileyen şey, anlatıcının kendini sürekli haklı görmesi oluyor. Her şeyi Tanrı, merhamet ve görev üzerinden açıklıyor ama satır aralarında başka bir duygu akıyor. Okurken şunu hissettirdi: İnsan bazen en büyük yanılgısını en doğru sandığı yerde yaşıyor. Gertrude’ün dünyayı öğrenmesi bir aydınlanma değil, aynı zamanda bir kayıp oluyor. Çünkü masumiyet yerini farkındalığa bırakıyor.
Kitap boyunca pastoral bir huzur hissi var gibi görünse de aslında içten içe bir rahatsızlık büyüyor. Doğa, müzik, sessizlik,
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!