“Arkadaşlarıyla kaynaşmaz, yeni birileriyle tanışmaya yanaşmazdı, özellikle kadınlardan uzak dururdu, kitaplarına gömülü yalnız bir yaşam sürerdi.”(s.2)
İvan Turgenyev, Klara Miliç öyküsüyle içine kapanık ve yalnız bir genç olan Aratov’un dünyasına davet ediyor. Aratov vaktini kitaplarla geçiriyor, insanlardan uzak duruyor. Kendi içine çekilmiş bir hayat yaşıyor. Hayatı, gizemli ve tutkulu bir oyuncu olan Klara Miliç ile tanıştığında yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Bu karşılaşma, Aratov’un bastırdığı duygularıyla ilk kez yüzleşmesini sağlıyor.
“Bu romansı ilkine göre daha farklı söylemişti… ancak ‘Nasıl acı çektiğimi anlayacaktır’ dizesini çınlayan ve coşkun bir tonda söyledi.” (s.15)
Klara’nın Aratov üzerindeki etkisi zamanla derinleşiyor. Aratov’un iç dengesi bozuluyor, alıştığı o sakin ve kontrollü dünyası çözülmeye başlıyor. Aralarındaki açıklanamayan bu bağ basit bir ilgiden öteye geçiyor, insanın içindeki anlaşılma ihtiyacını görünür hale getiriyor. Aratov işin zorluğu burada başlıyor, bir yandan bu duygudan kaçmaya çalışıyor, diğer taraftan da ondan kopamıyor.
“Bu okuma onu rahatsız ediyor, sert ve ahenksiz geliyordu… Adeta içinde bir şeyleri ihlal ediyor, zorlayıcı bir etki yaratıyordu.” (s.19)
Hikayesiyle insanın bazen anlam veremediği bir duyguya kapılıp onun peşinden gitmesini anlatıyor. Akıl geri planda kalıyor insanı sürükleyen şey daha çok ruhun derinlerinden gelen bir çağrı oluyor. Aratov da bu çağrının peşinden giderken kendini tanımadığı bir dünyanın içinde buluyor.
Sonuç olarak Turgenyev aşkı alışılmışın dışında bir yerden ele alıyor. Aşk burada bir seçim değil, insanın iradesini aşan bir çekim olarak ortaya çıkıyor. Aratov’un hikayesi , insanın aklıyla yönetemediği duyguların peşinden nasıl sürüklendiğini gösteriyor. Anlam