Yalnız olmak istiyordu ama kimsesiz olmak istemiyordu. Bu cok farklıydı; bu, insanın içinde bir yeri korkunç şekilde ağrıtan ve inciten bir şeydi. En korkunç şeydi.
Bugün kitap bitti. Belki de dün, bilmiyorum. Başlarda neden okumakta zorlandığımı anlıyorum şimdi, alışkanlıktan. Alışkanlığın dışına çıkıp ilk defa, bana, kitap üzerine kalem sürdürmesi peki? İnsan hayatında değişiklik istiyor galiba. Paris'e gitmek? Karanlık avlular ve beyaz tenli insanlar, güvercin pisliği dolu sokaklar... Bir kere gidip kalsam, alışacak kadar, gözüme görünmez, hatta güzel gelir belki. Gidebilir mi? Bu duvarlardan kurtulup, güneşin altından gölgede bir vahaya doğru olan göçte manadaki hapishaneden kurtulabilir mi? Anlatıcımızınkinden başka bir özgürlük düşlemek... Mümkün mü?
Günlerin nasıl hem uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı.