Nedenini bilmediği pişmanlık gözyaşlarıyla ıslanmış son bir vedalaşma için yanına geldim. Bunlar, sonsuza dek yitip gitmiş o güzel aşklara, o bakir duygulara, yaşamın bir daha açmayan o çiçeklerine sunulan içten gözyaşlarıydı; çünkü erkek zaman geçtikçe vermesini değil, sadece almasını bilir; kendini sevgilisinde sever; daha sonraları, belki de bizi seven kadına beğenilerimizi, kötücül eğilimlerimizi aşılarız; oysa hayatın baharında, sevdiğimiz kadın bize erdemlerini, inceliklerini benimsetir;, gülümsemeyle bizi güzel olana davet eder ve bize kendi örneği üzerinden fedakârlığı öğretir.
Kendi Henriette’ini bulamayanın vay haline!
Rusya’nın uzak köşelerinden birinde küçük bir köy mezarlığı vardır bütün mezarlıklarımız gibi bu mezarlıkkta hüzünlü görünür…
Yakındaki küçük köyden tiridi çıkmış iki ihtiyar… Bir karı koca gelir ona sık sık. Birbirlerine destek olarak yavaş yavaş yürür, demir parmaklığına yaklaşıp yere diz çökerler uzun uzun ağlar altında oğullarının yattığı dilsiz mezartaşına gözlerini ayırmadan uzun uzun bakarlar. Bir iki sözcük ederler aralarında, mezar taşının üzerindeki tozu temizlerler çam ağacının dalını düzeltirler sonra tekrar dua eder oğullarına onun anılarına en yakın oldukları bu yerden uzun süre ayrılamazlar… Boşuna mıdır dersiniz onların ettikleri dualar? Sevgi, kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? Ah evet! Bu mezarda ne denli tutkulu, günahkar, isyankar bir yürek yatıyor olursa olsun, üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: Yalnızca ebedi huzurdan, doğanın “kayıtsız”, büyük huzurundan değil, ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler…
Köy yerinde herkes iyi olabilir. İnsanın baştan çıkaracak bir şey yoktur çünkü orada. Şehir dışında yaşayanların medeni olmamaları önemli sebebi de budur işte. Medeni olmanın yalnızca iki yolu vardır: biri kültürlenerek, biri yozlaşarak. Köylüler, ikisi içinde fırsat bulamadığımdan oldukları yerde sayarlar.
Ömürlerinde yalnız bir kez aşık olmuş insanlardır asıl sığ olanlar. Sadakat ve bağlılık dedikleri şey, ya alışkanlıklarının verdiği uyuşukluk ya da hayal güçlerinin kıtlığıdır. Durağanlık zihinsel yaşam için neyse, vefa da duygusal yaşam için aynısıdır: bir başarısızlık itirafı.