Hasan Ali Toptaş…
Şu herkesin okumaya karar vermeden önce iki defa düşünmek zorunda kaldığı yazar,
Şu çoğu kişinin okumaktan imtina ettiği o tacizci(iddialara göre) yazar,
E sonuçta okuduğumuz takdirde “Elalem ne der?” değil mi?
Şunu der, “Aaa Halil Tacizci yazarın kitabını okuyor, ne kadar ayıp…”
Valla arkadaşlar yaptığı şeyi desteklemiyor ve çok kötü olduğu gerçeğini de kabul ediyorum ama kalemini bir merak ettim yani hepsi bu.
Neyse, magazinsel bilgiyi bırakıp kitabın zihnimde bıraktığı tada yöneleyim.
Bir baba ve oğul kitabı desem kimse itiraz etmez herhalde değil mi? Etmez edemez. Çünkü ne münasebet bir tacizcinin kitabını okumak… Kimse okumaz tabi. Okumamalı. Tacizci sonuçta. Ama okudum ben. Merakıma yenik düştüm.
Büyüklerimiz hep demiştir oysa, “İnsan ya meraktan ölür ya da…”
Neyse, sansür uyguladım kendime, kendi hür irademle kendime sansür uyguladım, çünkü adabı muaşeret kuralı diye bir şey var kardeşim. Ben özgürce fikrimi yazacağım diye kimse erkeğin cinsel organını zart diye okumak zorunda değil.
Sizler tarafından Sorara gibi recmeldilmeyeceksem şey, ben üslübunu beğendim galiba .
Sizler tarafından çarmıha gerilmeyeceksem ben kitabı severek okudum galiba.
Sizler tarafından zincire vurulmuş Prometheus gibi yalnız bırakılmayacaksam, “Adam yapmış bu sporu ya”.
Ama durun toparlıyorum. Ben baba-oğul olayını pek içselleştiremedim. Nedeni ne diye soracak olursanız o da ben de kalsın. Her şey her yerde söylenmez.
Not: Toplumun duygularını, düşüncelerini, davranışlarını şekillendirebilecek böylesi iyi yazarların böylesi kötü davranışlar sergilemesi üzücü bu durum.