Bu arada ben, bir kez daha gizli mutluluk içinde onun, henüz otuz sekiz yaşında olmasına rağmen, toplum içinde, kendiliğinden oluşmuş, biraz ürkekçe de olsa çok az kişiye hakkıyla nasip olan saygı gösterilerine muhatap olmasını seyrediyordum. Bu durum, dediğim gibi, beni sevindiriyordu - ama yine de sıkıntı ve kaygı verici bir biçimde yüreğime dokunuyordu; zira insanların böyle davranmasının sebebi, içinde yaşadığı tarif edilemez bir yabancılık ve inziva atmosferiydi - onu gitgide kuşatan, yıllar geçtikçe de daha da çok hissedilen, aradaki mesafenin gitgide açıldığı, insana, onun başka kimsenin yaşamadığı bir memleketten geldiği hissini veren atmosfer.
O hale geldi ki, sade orantısız bir incelikle ayırt edilmesi imkansız hayat anlarını bir mana ile ayırt etmek sebebiyle, hayatın ufkunda bir bulut yokken, rahat bir ömür içinde bir elem kurbanı olup kaldı.