Berke Uçar

Berke Uçar
@Berkeve
Hukukçu
İstanbul
73 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
9/10
·416 syf.··
2025 17. kitabı
İskender Pala'nın yeni kitaplarını okuyanlar bu adam neden bu kadar çok okunuyor diyecektir. Çünkü eski kitapları yüzünden. İskender Pala'nın ilk kitapları edebiyat tarihimizde eşi benzeri olmayan kitaplardır. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk da bunlardan biri. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk (2003), Katre-i Matem (2009), Şah ve Sultan (2010) İskender Pala'nın üç büyük eseri ve bir daha bu seviyede kitap yazması mümkün olmadı. Belki çıtayı çok fazla yükseğe çıkardı ya da anlatmak istediği her şeyi bunlara sığdırdı. Sonrasında gelen Od (2012), Mihmandar (2013), Efsane(2016) normal kitaplardı yine nerde eski İskender Pala dedirtse de okurken zevk alınabiliyordu. Ama bundan da sonraki kitaplar artık zaten ne çıkarırsam çok satıyor türünden kitaplara döndü. İskender Pala okuyacaksanız bu tarihsel sıralamaya dikkat etmenizi öneririm.
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşkİskender Pala · Kapı Yayınları · 200423,5bin okunma
Reklam

Berke Uçar

, bir kitap okudu
9/10
·416 syf.··
2025 17. kitabı
İskender Pala
8.1/10 · 23,5bin okunma
8/10
·120 syf.··
2025 16. kitabı
Victor Hugo bir idam karşıtı. Bu kitapta da usta yazarlık nasıl olur ve edebiyat sanatı nasıl fikirlerin yayılması için kullanılabilir bunu gösteriyor. En büyük idam savunucusu bile bu kitabı okuduktan sonra acaba demiştir. Ancak burada fikirlerinin inandırıcılığından çok edebi gücü ile insanları ikna ediyor. Victor Hugo idam savunucusu olsaydı kitabı öyle bir yazardı ki bu sefer idam karşıtları idam cezasının gerekli olduğunu düşünmeye başlardı.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
8/10
·258 syf.··
2025 15. kitabı
''Her şey o gün başlamıştı.'' cümlesiyle başlayan kitapta uzun yıllar boyunca devam eden olaylar yoğunlaştırılmış şekilde anlatılıyor. Bu öyküyü bir bir buçuk saatte okuyabilir ardından da filmini izlerseniz gününüzün bir akşamını çok güzel bir şekilde geçirmiş olursunuz. Öykünün ismi konu hakkında bilgi veriyor. Konunun suyla ilgili olacağını anlıyoruz. Kitap 1962'de yazılmış ama öykü 1947' de geçiyor. Bugün bu kadar gündemimizde olmasa da o zamanlar da susuzluk büyük bir sorundu. Yazar Necati Cumalı bu sorunu tam bir gerçekçilikle okura yansıtıyor. Yani kitabı okurken bir su için insan insana böyle şeyler yapar mı demek dönemin şartlarını göz önüne aldığımızda mantıksız olur. O dönemde tarım birincil ekonomik kaynak ve tarımın gerçekleşebilmesi için de su gerekiyor. Susuzluk demek açlık demek. Su konusunda anlaşmazlık yaşayan komşular öncelikle sorunu çözmek için mahkemeye başvuruyorlar. Kendileri sorunu çözmek için bir girişimde bulunmuyorlar. Her iki tarafta böyle yapıyor. Kendisi de avukat olan yazar burada adaletten sonuç alamayınca kişilerin kendi hakkını kendi alma yoluna gideceğini vurgulamak istiyor. Zira öyküde anlatılan yozlaşmış, dönem için önemli sorunları çözme yeterliliğinden yoksun, rüşvetin döndüğü bir hukuk düzeni... Bu düzende bile kahramanlar ısrarla çatışmadan kaçınıp hukuk içinde bu işi çözmeye çalışıyorlar fakat muvaffak olamıyorlar. En sonunda çatışma kaçınılmaz oluyor. Öyküde dikkatimi en çok çeken kitabın son bölümü. Kitap sanki yarıda kalmış hissi veriyor. Yazar konudan uzaklaşmamak için öyküyü tak diye bitirmiş. Osman hapisten çıkıp ağabeyi Hasan ile karşılaştığında, Hasan Osmanı' ı öldürmeye çalışır. Tam bu esnada Bahar Hasan'ı öldürür. Hikaye burada biter. Oysa biz acaba Osman bundan sonra ne yapacak diye merak ederiz. Kendisi
Susuz YazNecati Cumalı · Cumhuriyet Kitapları · 20131,247 okunma