Başlıca düşüncemi, sizlerden ne istediğimi yüz kere tekrarlamaya hazırım: asalak, hayatı tahrip eden değil, onu inşa eden ve güzelleştiren insanlar olmaya gayret edin.
Peki, aranızda kaç tane dürüst, namuslu tüccar var? Çevrenizde dürüst aşçılar, vicdanlı taş ustaları, mimarlar ve demirciler görebiliyor musunuz? Hangi meslek sahiplerinden memnunsunuz? Avukatlarınız, milletvekilleriniz ve gazetecilerinizin "ülkenin tuzu" olduklarını söyleyebilir miyiz? Ne istiyorsunuz? Kendi içinizde namuslu bir çoban bulamıyorsanız, gerçek din adamları olmamasına neden şaşırıyorsunuz? Sizin ibadethaneniz de, papazlarınız da kendinizsiniz, onlar sizinle aynı hamurdan yoğrulmuşlardır.
Herkes yaşam koşullarının ağırlığından, karşılaştığı zorluklardan ve hayatın düzensizliğinden bahsedip dert yanıyor, fakat hayatı düzene sokmak ve daha yaşanılır kılmak adına kimsenin bir şey yaptığı yok. Sanki bizler hepimiz hayatın dışında bulunan seyircileriz, her birimizi sınırsız yetkilerle donatılmış hakimler olarak görevlendirmişler. Herkes büyük işler, büyük şahsiyetler, büyük sevinçler talep ederken, kendisini ve çevresindeki hayatı alışılmış bayağılığın, aptallığın ve hiçliğin hiç olmazsa bir milim üzerine çıkararak yükseltmek çok az kişiyi düşündürüyor. İnsanlar borçlarını ödemekten ne pahasına olursa olsun kaçan kötü niyetli borçluya benziyor.