Çağımızda unutma arzusu bir
saplantı haline gelmiştir, bu nedenle, bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız; kendini anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını arttırır, çünkü kendinden bıkmıştır, kendinden tiksinmektedir, belleğin küçük titrek alevini söndürmek istemektedir.
Bir adam sokakta yürüyor.
Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı
uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor.
Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir
olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında
olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen
uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü
hızlandırır.
Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel, denklem biçimine giren yavaşlığın derecesi, anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi, unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.
“Bazen etrafımızda o kadar esrarlı bir hadise olur ki ince teferruatına kadar bunu sezeriz fakat hiçbir şey idrak edemeyiz. Ruhumuzun içindeki ikinci ruh her şeyi anlar fakat bize anlatmaz böyle korkunç işaretlerle bizi bir muammanın derinliklerine atar ve boğar.”