Günaydın sevgilim…
Sana bahsetmediğim çok şey var, biliyorum pek vaktimiz olmadı; zamansız terk edişin olmasaydı neler anlatırdım sana… Mesela çocukluğumdan bahsetmek isterdim. İçimde hala koşup duran o küçük kızdan, en çok da sevilme(me)yi nasıl öğrendiğimden…
Gençliğimden söz ederdim sonra; kırgınlıklarımdan, inatla tutunduğum hayallerden. Belki gülerdik bazılarına, belki de sessizce birbirimizin gözlerine bakardık, anlatmadan anlaşılan o yerde…
Ve şimdi… Şimdiki benden bahsetmek isterdim sana. Güçlü sandığın ama aslında geceleri sessizce dağılan benden. Her şeye rağmen dimdik duran ama bir “gel” kelimesine yenilecek kadar yumuşak kalan kalbimden…
Sahi… Hiç mi sevmedin beni?
Hiç mi merak etmedin beni?
Ben bu kadar severken, bu kadar arzularken seni…
Bir insan nasıl olur da bir başkasının içinde bu kadar yer kaplayıp, sonra hiçbir iz bırakmadan çekip gider?
Ben hâlâ seni anlatacak cümleler biriktirirken, sen beni unutacak kadar uzaklara nasıl gidebildin?
Biliyor musun… En çok da yarım kalmışlığımıza üzülüyorum. Söylenmemiş sözler, yaşanmamış anlar, tutulmamış eller, sevişmediğimiz günler… Hepsi içimde bir yerlerde, seninle tamamlanmayı bekliyor hâlâ.
Belki bir gün…
Hiç beklemediğimiz bir anda, hiç konuşmadığımız bir yerde karşılaşırız.
Ve ben, içimde biriktirdiğim her şeyi bir bakışta anlatırım sana.
Sen anlar mısın bilmiyorum…
Ama ben yine de, seni sevmiş olmanın sessiz gururuyla bakarım gözlerine.
Beste'den.