Bu romanı 2 hususta değerlendirmek isterim. 1 içerik, 2 teknik.
Elif Şafak’ın kitaplarının genel sorunsalı okuyucu sürekli ‘lgbt’ye teşvik etmek, bu fikri kabul ettirmek, sempati kazandırmak gibi şeyler. Bunun yanı sıra sürekli bir Doğu insanının cahilliklerini kaleme alarak Türkiye’nin Doğu bölgesine kara damga vurmak. Kendisinin hangi görüşe, dini inanca mensup olduğundan bağımsız olarak veya cinsiyet tercihinden bağımsız yazdığı romanları var mı ben bilmiyorum. Varsa henüz okumadım. Ama Elif Şafak romanı denildiğinde konusunu önceden tahmin edip heyecanımı yitirebiliyorum. Bazı okuyucu incelemelerinde ‘dini karalama’ yazanlar olmuş. Ben o şekilde bakmıyorum. ‘Dini yanlış yaşama, anlama, akatarma’ sorunlarından bahsediyor gibi daha çok. Çünkü karakterler ‘cahil’ kesim. Cahilin bildiğinden ne olur mantığı.
Gel gelelim teknik kısma. Harika bir kurgu değilse ne? Birisi bana bu hikayeyi kabaca anlatıp bir roman yaz dese asla böyle kurgulamak aklıma gelmez. İşte bu yüzden bir Elif Şafak değilim. Harika bir kurgu, harika geçişler, harika bağlantılar. Bunu romanın 3.bölümünden sonra kaybediyor biraz. Gerçekçi bir yazardan ‘anca filimlerde olur’ dediğimiz senaryolara kaçıyor biraz kitap. Ama tekrar ediyorum, harika bir kurgu değilse ne?
Elif ŞafakOn Dakika Otuz Sekiz Saniye
Okurken hep ‘şu üç hikayenin bir ortak noktası olsaydı keşke’ dedim. Ve son sayfa da üç hikayede geçen 3 şahısın tanış olduğunu öğrendim. Keşke hikayelerin içinde de buna dair ipuçları verilseydi. Ayrıca çok ayrıntılar, fazla betimlemeler yordu. Ayrıntı iyidir hayal ettirir fakat bu kadar çok ayrıntı düşüncelerimi dağıttı. Kurgu güzel, çok iyi olabilecek bir romanken iyi bir kitap olarak kaldı.
Yazarı 4 gün 3 gece romanı ile tanıyıp listeme almayacaklarım arasına koymuştum. Fakat uğradığım bir kitapçıda ısrarla gözüme takıldı bu kitabı. Bir şans daha vermek istedim. İyi ki verdim! İçinde bulunduğumuz şu savaş yüzyılında.. tamamlayamayacağım bu cümleyi. Çünkü kendime soruyorum da ne zaman savaşın içinde değildik ki? Yaşadıkları şeyin adı zulüm diye tanımlanamayacak kadar berbat bir soykırımdan sıyrılıp, şimdi aynı soykırımı başkalarına yapmak? Peki ya biz Türklerin tarihte hep birilerinin kahramanı olması? 2.Dünya Savaşı sırasında Avrupada’ki yahudilere Türk pasaportları hazırlayarak ay-yıldızlı bir vagonda Türkiye’ye kaçırmak? Ne mutlu Türk’üm diyene!
3 sayfada anlatılabilecek bir olayı diyaloglara boğarak 160 sayfa kadar uzatmış. Ayrıca aşk’a saygımız var da bu kadar da değil yani. Ayşe Kulin’e 1 şans daha vereceğim. Ama son 1 şans.
Kitap birçok kitleye ithafen yazılmış. İçlerinde ‘uzun kitaplardan sıkılanlara’ olanı dikkatimi çekti. Kitap aşkı olan bir insan uzun veya kısa değil kötü kalemden sıkılır. Üzgünüm 142 sayfa ile benden geçemedin