Böylece daima maddenin bir ayna olduğunu ve oradaki dumanın bizi kim olduğumuzu bilmekten alıkoyduğunu hatırlayacaktı.
"Ben Dumanlı Ayna'yım. Çünkü her birinizde kendimi görüyorum, ama aramızdaki dumandan ötürü birbirimizi tanımıyoruz. Duman Rüyadır, siz de rüya gören aynasınız" dedi.
Yıldızlardan oluştuğu halde bu yıldızlar olmadığını da farketti. "Ben yıldızların arasında olanım" dedi. Yıldızlara tongl, yıldızların arasındaki ışığa da nagual adını verdi. İkisinin arasındaki alanı ve uyumu yaratanın Yaşam ya da Tasarlayan olduğunu anladı. Hayat olmaksızın, tonal ve nagual da varolamazdı.
Her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğu sözü aklına geldi. Bütün bu iç geçirmeleri gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.
“Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım,”dedi Nana. “ Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem.”