Beyan

Beyan
𝘽𝙞𝙗𝙡𝙞𝙮𝙤𝙩𝙚𝙧𝙖𝙥𝙞︎︎ ︎okudukça çiçekleniyorum
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 10:16
Geç Kalan benim için şunu yaptı: Her cümlesi alıntı olacak kadar güzel yazılmış. Acıyı, aşkı, yalnızlığı öyle içten anlatmış ki bazı yerlerde durup nefes almak istedim. Tarık Tufan’ı ilk defa okudum ama kalemine ilk anda şahit oldum diyebilirim. Dili çok sade ama hisleri çok derin. Sözcüklerle bağırmıyor fısıldıyor ama o fısıltı insanın içini acıtıyor. Bazı kitaplar hikâye anlatır bu kitap insanın içini anlatıyor. Geç kalmışlık duygusunu bu kadar sessiz ve bu kadar güçlü anlatabilmek büyük bir şey. Bitince kalbimde bir ağırlık kaldı ama garip bir şekilde iyi geldi.
Geç KalanTarık Tufan · Doğan Kitap · 20213,384 okunma
Reklam
Bir Çocuğun Sessiz Çöküşü…
9/10
·109 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2026 11:09
Sakar yüksek sesle anlatılan bir trajedi değil sessizce büyüyen kimsenin fark etmediği bir yok oluşun romanıdır. İlk bakışta yoksulluğu anlatıyor gibi görünse de romanın asıl meselesi maddi eksiklik değil aynı evin içinde eşit dağılmayan sevgidir Diana’nın hikâyesi fiziksel şiddetten çok daha derin bir yaraya odaklanır görülmemeye sevilmemeye yok sayılmaya. Diana’nın kardeşleri vardır aynı koşullarda aynı yoksulluğun içinde büyürler ancak hepsi aynı muameleyi görmez bazı çocuklar korunur kollanır sevilir Diana ise hep bu çemberin dışında kalır bu durum okurda kaçınılmaz bir soru uyandırır madem herkes yoksuldu neden yalnızca Diana bu kadar yalnızdı Roman bu sorunun cevabını ekonomik koşullarda değil ailenin duygusal dinamiklerinde arar Diana ailenin ilk çocuğudur anne ve babanın hayatla ilk kez yorulduğu umudun ilk kez çatladığı dönemde doğar onun varlığı zamanla bir birey olmaktan çıkar. ailenin bastırdığı hayal kırıklıklarının ve tükenmişliğinin sessiz bir hatırlatıcısına dönüşür diğer çocuklar ise birer telafi ihtimali belki bu sefer farklı olur düşüncesinin taşıyıcısı gibidir Roman boyunca Diana’ya yönelen kötülük bilinçli bir zalimlikten değil duygusal körlükten beslenir kimse onu açıkça incitmeye karar vermez ancak onu görmeyerek önemsemeyerek yalnız bırakarak yavaş yavaş siler Sakar’ın en sarsıcı yanı da tam olarak budur bazı çocukların dövülerek değil yok sayılarak yaralanabileceğini göstermesi Bu metni daha da ağır kılan bir başka gerçek ise anlatılanların kurgu olmamasıdır roman Fransa’da yaşanmış gerçek bir olaydan yola çıkar Alexandre Seurat bu hikâyeyi dramatize etmeden süslemeden okuru yönlendirmeden anlatır bu nedenle Diana bir edebi karakterden çok görülmemiş korunmamış ve sessizce kaybolmuş bir çocuğun temsiline dönüşür Sakar acıklı olmaktan çok
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
9/10
·309 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 12:02
Sessizlik bazen en büyük çığlıktır Sessizliğin ardında saklanan duygular, geçmişin yükü, çözülmemiş travmalar ve insanı insan yapan kırılmalarla örülü bir hikâye. Alicia Berenson Güzel, yetenekli, sevgi dolu görünen bir kadın. Etrafına mutluluk saçtığı sanılan bir hayatın içinde bir gecede sustu. Eşini öldürmekle suçlandı ve o günden sonra tek bir kelime bile etmedi. Dışarıdan bakan herkes onun aklını yitirdiğini düşündü. Ama kimse sormadı: Onu bu kadar sessiz yapan neydi? Belki de asıl mesele tam olarak bu. Hayatta herkes konuşanları duyar, peki ya susanları? Kim gerçekten dinler hiç konuşmayanı? Kitap boyunca Alicia’nın sessizliğini çözmeye çalışan psikoterapist Theo’nun gözünden hem Alicia’yı hem de kendisini çözümlemeye şahit oluyoruz. Alicia’nın sessizliği kadar, Theo’nun takıntılı ilgisi de bizi derinlerde bir yere götürüyor. Ve anlıyoruz ki herkesin içinde taşıdığı bir yara var kimisi bağırarak anlatıyor, kimisi resmederek kimisi de sessizce taşıyor. Alicia’nın anlattığı hiçbir şey yoktu ama hissettirdiği çok şey vardı. Onun sessizliği bazen bir feryat gibiydi bazen bir suskunlukta kaybolan çocuk. Beni en çok yaralayan ise onun o suskunluğunun ardında sevgiye, inanmaya ve sevilmeye duyduğu büyük özlemi görmekti. Kitap boyunca şu cümle zihnime kazındı: En çok sevgiye ihtiyaç duyduğumuzda sevilmemek… Kabullenmesi en zor şey bu. Çünkü sevilmemek, bir boşluk değil sadece. İçinde derin bir utanç, hayal kırıklığı, yorgunluk barındıran bir sessizlik. Alicia’yı o noktaya getiren şey sadece bir olay değil, yıllar boyunca sessizce biriken duyguların, kırgınlıkların, bastırılmış acıların sonucuydu. İtiraf etmeliyim, ben de sessiz kaldım. Öyle beklenmedik, öyle vurucu bir sona götürdü ki yazar, bir süre düşünmeden edemedim: Kimin gerçekten hasta olduğunu biliyor
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,7bin okunma
“Kanatlarım Hâlâ Yerinde”
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 16:20
Bu kitabı okurken kendimi Jonathan’da buldum. O sadece bir martı değil aslında hepimizin içinde sesi kısılmış, uçmayı unutan yanımız. Benim için “özgürlük” kelimesi uzun zaman sadece bir hayaldi. Kafesim görünmezdi ama duvarları hep oradaydı insanların yargıları, geçmişin izleri, “yapamazsın” denilen anlar… Jonathan’ın her düşüşünde kendi yaralarımı gördüm. Ama o yılmadı. Her denemesiyle biraz daha kendine, biraz daha gökyüzüne yaklaştı. Ben de anladım ki; uçmak, kanatla değil, inançla olur. Ve bazen insan, kendi kanatlarını fark edebilmek için önce yere çakılmalıymış. Kitabın bir yerinde “Bir kuşu özgür olduğuna ikna etmek neden dünyanın en zor işi?” diyordu. O satırda durdum uzun uzun. Çünkü o kuş bendim. Bir yanım çoktan özgürleşmişti ama diğer yanım hâlâ geçmişin zincirlerine inanıyordu. O an fark ettim insan bazen çaresizliği bile öğreniyor. Ama öğrenilmiş çaresizlikle yaşamak, nefes alıp da gökyüzünü görmemek gibiymiş. Jonathan bana yeniden hatırlattı: Uçmayı unutmuş olabilirim, ama kanatlarım hâlâ yerinde. Ve ben artık uçmaktan korkmuyorum.
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma
Bitmeyecek sandım bitti…
Puan vermedi·107 syf.··
2025 10. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2025 13:13
Kitabın başını iki kez okumak zorunda kaldım çünkü karakterler ve isimler bana çok karmaşık geldi. olaylar kafamda oturmadı başta. Anlatıcı bile net olmadığı için bir süre “bu hikâyeyi tam olarak kim anlatıyor?” diye düşündüm. Anlam yoğunluğu yüksek bir kitaptı ve alışık olduğum tarzlardan çok farklıydı. Yazarın dili oldukça yoğun ve zaman zaman yorucu. Cümleleri tekrar tekrar okumam gerekti. Hikâye tek bir olay etrafında dönüyor ama anlatım biçimi ve karakter çokluğu nedeniyle başta takip etmek zorlaşıyor. Olayı herkes biliyor ama kimse engellemiyor, bu da insanda hem sinir hem merak uyandırıyor. Márquez’in kalemiyle ilk kez tanıştım ve açıkçası kolay bir yazar olmadığını anladım. Daha önce okuduğum hiçbir romana benzemiyor. Ama zorluğuna rağmen kitabın etkileyici bir havası vardı. İnsan okudukça içine çekiliyor ve bir süre sonra o kasabanın havasını, kokusunu, insanlarını hissediyorsun. Kolay okunur bir roman değil ama düşündüren, sorgulatan bir metin. Bitirdiğimde “iyi ki okudum” diyemeyeceğim ,çünkü hiç bitmeyecek sandım ve gerçekten bir süre sonra sıkıcı gelmeye başladı. Beni çok zorlayan bir kitap oldu…
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Reklam