Mehpare

Puan vermedi·84 syf.··
2024 16. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2024 23:33
Nuri pakdilin fethu gemuhluoglu na duyduğu sonsuz dostluk... İçinde onunla inanılmaz bir tanışma isteği taşıyor. Defalarca kapısına gidiyor, penceresinden görüyor onu lakin cesaret edip giremiyor içeri. Bu bana çoğu gençte olan, sevdiği biriyle tanışmak konuşmak isteyip de "ne diyeceğim ki karşısına geçsem" diyen beni hatırlattı. Çünkü Nuri pakdil de aynısını söylüyor. Ve en sonunda bu karşılaşma gerçekleşiyor. Diyor ki bir devrin fethi abisi için ONUNLA İNSAN ÇOĞALIYORDU Aslında bütün sözlerim israf şu tek cümle yeterdi bu kitap için yahıt fethi abiyi tanımak için BİR İNSAN BİR ORDU OLUYORDU ONDA
BağlanmaNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 20122,239 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
RasTgele
Puan vermedi·384 syf.··
2024 10. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2024 19:14
Hafızai beşer nisyan ile maluldur. İnsan kelimesinin kökeni de nisyandan gelir. Yani unutmak. İnsan unutur. İlk unuttuğu Kalu Bela'da Allah'a verdiği sözdür. Ve unutmak aslında ne büyük nimettir. Unuttuğum bütün acılarımın benimle birlikte hayatımda devam ettiği düşüncesi bile beni tedirgin ederken unutmanın şükrü nasıl eda edilir bilmem Mesela Allah bazen öyle bir affeder ki kulunu, kul işlediği günahı bile unutur. İşte bu ne güzel bir nimettir. Ama bazen unutmak ne büyük ahmaklıktır. Aynı şeyi yaşayıp farklı tecrübeler edinmeye ne gerek var değil mi ama. Hatırlamak nimetinin de farkında olmak gerekir. Evet efendim anlayacağınız odur ki kelimelerin kökeni hep ilgimi çekmiş, beni şaşırtmıştır. Masaya kimin masa dediğini neden horoz diye hitap etmediğimizi merak etmişimdir mesela. Çünkü bu büyük bir varlık göstergesi. Öyle biri olacak ki O söyleyecek ve ardından dünyaya gelen büyü nesiller o şekilde hitap edecek bir nesneye Allah Cennette Hz Ademe öğretmiş meğerse bütün kelimeleri. Birkaç soru takıldı aklıma: Acaba hangi dilde konuşurdu Hz Adem. Kuvvetle muhtemel unutulmuş bir dildir herhalde diye düşündüm Ve bütün diller tek dilde toplanır. Ademin konuştuğu dil. Yani bir yerlerde bütün insanlıkla akraba çıkacağım gibi Türkçe de Almancayla, Fransızca da Aramcayla, İtalyanca da Arapça ile akraba çıkıyor imiş Sözlerimi şöyle noktalamak isterim 72 millete aynı gözle bakmayan Halka müderris olsa Hakka asidir Vesselam
Lâ: Sonsuzluk HecesiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202114,6bin okunma
Puan vermedi·164 syf.··
2024 3. kitabı
Kitap Ya tahammül ya sefer i anımsatıyor. Yurtdışında tahsilini tamamlayıp dönen Ömer Faruk hiçbir şeyi eskisi gibi bulamaz. Dava arkadaşları farklı yollara girmişlerdir. Kimi pala kahvehanesini bara çevirir kimi kapitalist sistemin çarkına tutulur kimi siyasete atılır. Ama Ömer Faruk çizgisinden sapmaz. O bağımsızdır, hiçbir partiye girmez üstelik bir iş ararken. Mesela onun yerine koysak kendimizi. İş ararken bir partiden gelen yüksek makamlı ve geniş yetkili bir iş teklifini reddebilir miydik bilmiyorum. Ama o çözümün partide bitmeyeceğini dünyaya yeni bir adil düzen sunmak gerektiğinden bahsediyordu. Ve bağımsızlığından vazgeçmedi. Tüm ümitleri tükendiğinde o çareyi babasından kalan çiftlik evinde bulacaktı Kitap bitiminde "Doğru bildiğin yolda, yalnız yürüyecek kadar cesur ol." Sözünü hatırlattı Ömer Faruk bana.
Huzursuz BacakMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20113,743 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2023 51. kitabı
Hayatın tam içinden oluyor o nedenle de bol hüzün içeriyor Kutlu'nun bazı kitapları. Eski Türk filmi tadında bir kitap. Kemani Kenan var. Annesi babası birbirine sığınak olmak için şu meşakkatli hayat yolculuğunda biraz da mecburiyetten evlenmişler. Annesi bir tekkeye mensup eli tesbihli, babası alkolik. En baştan dürüst davranmışlar. Birbirlerini böyle kabul edip evlenmişler. Ya tahammül ya sefer in Tahammül kısmını seçmiş Annesi. Neyse Kenan, babasından öğreniyor keman çalmayı. İyi bir müzisyen oluyor. Bir gün karşısına Semiramis çıkınca onun aşkı ile derbeder oluyor. 1 sene boyunca Semiramisi yetiştiriyor. Birbirlerini seven iki genç Haliçte bir teknede gelen evlenme teklifi üzerine evleniyorlar. Bir de çocukları oluyor. İşte her şey bundan sonra başlıyor. Artık sahneye çıkmaya hazır olan genç assolist Semiramis, şöhretin ışıltısıyla adeta kör oluyor. Ne oğlu Sado'yu ne de kocasını görüyor. Cibalideki o tahta eve gelmek istemiyor ünlü sanatçı. Annesinin de adeta fitneleriyle evden iyice kopuyor. Sahne alıyor sonra sabaha kadar onun kutlaması sürüp giderken Sado büyüyor. En sonunda Cibalideki eve boşanma dilekçesi geliyor. Hemen imzalıyor Kenan. Semiramis, Gazinonun sahibi Ali Rıza Beyle evleniyor. Arada çok nadir oğlunu görmeye geliyor. Büyük aşklar da şöhretin karşısında dayanıksız çıkıyor. Tam bu noktada şunu düşünüyorum. En fazla 70 80 sene sürecek olan hayatımda tercihim ailem mi olurdu yoksa şöhretim mi? Haramın girdiği yerde huzur olur muydu, Zannetmiyorum. Nitekim öyle de oluyor Neyse Sadullah biraz babaannesi büyütüyor. Emrihak vaki olunca keman ve sadece bir başına kalıyor. İşte tam bu noktada yani İstanbul hep ona Semiramis i hatırlatmakla meşgulken aklında 2 seçenek :Ya tahammül ya sefer. Tercihi Seferden yana oluyor. Terki diyar ediyor İstanbulu. İzmire
Tirende Bir KemanMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20154,776 okunma
Spoiler
Puan vermedi·160 syf.··
Beğendi
·
2023 49. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2023 15:14
Kutlunun kitaplarında sık rastladığımız toplumdan duygularıyla ayrılan bir karakter: Postacı. Elbette sadece kitapta değil hayatta da denk geliriz böyle insanlarla. Soyutlarlar kendilerini akıştan. Kimiz akışa yetişemiyoruz diye sızlanırken kimimizin umrunda olmaz. Postacı da böyle bir karakter işte. Başarısız geçen evliliğinin üstüne bir evlilik daha yapıyor. Çok seviyor. Bakmalara doyamıyor. Nihayetinde kız çocukluk aşkına kaçıyor. Sanki çocukken sevdiğimiz aynı kalacakmış gibi. Öyle incitmeden, öyle naif seven, öyle dokunmaya kıyamadan sevenin bir kıymeti olmuyor galiba. Neyse her salı Almanya'daki kocasından gelen mektupları İncila Hanımın Boğaza bakan malikanesine getiriyor pastacımız. Menekşe pullu mektuplar. İncila hanım hayatını kocasından gelen mektupları beklemekle geçirirken kocası da evliliğine ihanetle meşgul oluyordu. Bir gün İncila hanıma gelen mektuptaki yazının kocasına ait olmadığını gördüğünde büyük hüsrana uğradı. Onu seviyor ona ait olan şeyleri seviyordu çünkü. Şimdi yazısı da yoksa bu mektup niye vardı ki. Güya elini kırmış yazamıyormuş, başkasından rica etmişmiş. En son dayanamıyor bizim Postacı Almanyaya gidiyor. Sebebi belli incila hanımda kendini görüyor. Meğer adam başka bir kadınla kaçmış. Yine aynı dertten muzdarip yaşlı bir kadıncağız devam ettiriyormuş mektupları. Kocası tarafından terk edilen kadın, ümitsizliğin ne demek olduğunu çok iyi bildiğinden İncila hanımın yüzüstü bırakılışına dayanamayıp mektuplara devam etmiş. Ve hayat Postacıya bu iyiliğini üzerine karısını geri vermiş. Kitabın içinde bir hikaye daha var. HACCA GİDEBİLMEK. Çok kısa bir iki satır bir şey yazmak gerekirse. Her kişi hacca gider er kişi hacı olur. İnsan yolda kalır ama Müslüman yolda kalana yardım eder. Yedirir içerir cebine yol harçlığı koyar öyle yola
1000k
Menekşeli MektupMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20125bin okunma