Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmemi gerektirmez. Hoşlandigim ya da hoşlanmadığım şeylerden modayı takip edecek değilim.
Kitabı bitirdiğimde ağladığım şey hikâye değildi; iki yıl önce yarım kalan cümlelerimdi.
Ben bu kitabı okurken bir hikâyenin sonuna gelmedim.
Ben, bir dostumla yarım kalmış konuşmalarımın sonuna çarptım.
Söylenememiş sözler, ertelenmiş buluşmalar,
“sonra anlatırım” deyip hiç anlatılamayan şeyler gelip karşıma oturdu.
Ağladığım şey ölüm de değildi.
Çünkü ölüm bir an.
Ama yarım kalan cümleler her gün yeniden başlıyor.
Bu kitap bana şunu hatırlattı:
Bazı insanlar gittikten sonra bile konuşma bitmez.
Sadece tek taraflı devam eder.
İçimizden konuşuruz, cevap alamayacağımızı bile bile.
Ve insan en çok da şuna ağlar:
O cümleleri tamamlasaydım belki hiçbir şey değişmeyecekti…
Ama içimde bu kadar ağır kalmayacaktı.
O yüzden gözyaşlarım hikâyeye değil,
Geri alınamayan ana.
Ertelenmiş sevgiye.
“Bir gün mutlaka” denilen ama gelmeyen güne.
Mekanın cennet olsun Serpil ablam…
İşgüzarların lafları bir yana lakin sizin herşeye gericilik yaftası vurmanız kendi insanınıza nefretinizin tezahürü. Garbın her türlü keyfiyetine ilericilik demek acınası bir durum. Softalar bizi çöle çağırırken sizde bizi kuru taklitçiliğe çağırıyorsunuz. Kendi öz ruhumuzu keşfederek de asrileşebiliriz. Bu kadar sathi düşünmeyin. Yüksek fikirlere sahip olmak, illaki kökünden kopmak demek değildir. Milletimizin mazisi,müktesebatı,malumatı,irfanı kâfi derecede derindir.