Türklüğün bir türlü kendini kurtaramadığı bir zaaf var ki, Osmanlı dahi onunla malûldur: Türkçeyi kendine dert edinerek ona ihtimâm göstermek.
Cihangir devletler kurup, dil bilinci ile kaygısı gelişmemiş, dilini bunca ihmâl etmiş ikinci bir millete tarihte rastgelmek zordur. Günümüzdeyse felâketin şâhikasındayız.
Ele geçirdikleri toprakları onlar, anayurtlarına eklenmiş tâli/ikincil bir ülke olarak görmemişlerdir. O yöreye yerleşip orasını yeni anayurtları diye kabul etmişlerdir: o kadar ki, geldikleri diyarı, yani önceki, âsli anayurtlarını mâşeri hafızalarından çoğu kez silmişlerdir. Böylelikle uzun geçmişleri süresince defalarca yurt değiştirmişlerdir. Bunun sonucunda da tarih boyunca farklı coğrafyalarda birçok yeni Türkeli (Türkili) ortaya çıkmıştır. Her yeni Türkelinde Türk milleti, öncekinden farklı bir kültür belirlenimine tâbi olmuştur.