Birçokları, kendilerine ilahi lûtuf olan ızdırabı değerlendirmeyip varlıklarından iterek kendisine el uzattıkları fâni hazlarla zehirlendiler. Geçici tatminler onları boğdu, yine de onlar kendi katillerini kendilerinde arayacak yerde dışarıda aradılar.
Beklemekle bir şeyler düzelir mi? Hep o istediğim mükemmele(!) ulaşma arzusunda hiçbir şey yapmadan en doğru zamanı, en uygun hiç gelmeyecek olan o anı beklemek…Biraz daha bekle daha uygun zamanı bekle diye diye avuturken kendimi zihnimin bir ucundan “Tatar Çölü” geçti: Drago oysa ki okurken nasıl da eleştirmiştim. Drago lütfen oradan çık, boşuna bekleme diye. Bunları söylerken kendi hayatımı es geçerek söylemişim tüm bu olanları. Bir gün başlayacağım diye diye kaç gün geçirdim Allah bilir. O sihirli değnek hiçbir zaman değmeyecek ve değişim asla mükemmel ve kusursuz olmayacak. Meğer hepimiz içimizde bir Drago taşıyormuşuz. Aynayı içimize tuttuğumuzda sonuçları görmemek için gözlerimizi de kapatmışız belli ki. Drago’ya söylemek istediklerim meğer kendime söylemek istediklerimmiş. Şimdi tekrar ediyorum ama bu sefer en çok kendime: O kaleden çık ve kurtul…
Kültür ve tecrübe ile duygu ve bilgi ile yüklü olan vicdan, filozof Kant’ın pek iyi anlattığı gibi bir mutlak varlık tarafından hareket ettirildiği zaman ancak hür olabiliyor.
Hür ve kuvvetli olan insan yırtıcı olan değil, yaratıcı olan insandır. O, âleme aydınlık olan güneş misâli bir varlıktır. Kin, zaafın ve esaretin mahsulüdür. Muhabbet, bolluk ve rahmet dağarcığıdır. Zayıf beddua eder, kavi duanın sevgilisidir.