«Orta Amerikada bir ülkede darbe oluyor. Bütün sanatçılar, yazarlar, şairler, bilim adamları, öğretmenler içeri. Görüş yok. 2 hafta, 3 hafta, 6 ay, 1 yıl. Dünyadaki bütün hukuk örgütleri, demokratik örgütler araya giriyorlar: "İnsanları içeri attınız dört duvar arasına, bari 1 seferlik bir görüş günü düzenleyin. Sevdikleriyle görüşsünler."
Geri adım atıyor darbeciler, peki diyorlar. Bir kişi, ailenizden sadece bir kişi gelebilir diyorlar tutuklulara. Kim gelsin istiyorsanız adını yazın." Bir şair kızının adını yazıyor. Kızı 7 yaşındaydı o dört duvar arasına konulduğunda. Şimdi 8 yaşındadır. Bir kapalı spor salonu, ortada masa. Masanın bir yanında tutuklular. Herkesin gözü kapıda, herkes sevdiğini bekliyor. Şairin kızı geliyor elinde bir kağıt tam babasına doğru gidecekken, kapıdaki görevli: "Dur! Nedir o elindeki?" "Siz babamı buraya koymadan önce ben okula hazırlanıyordum. Babam bana defterler, kitaplar, boya kalemleri almıştı. Ben o boya kalemleriyle babama bir resim yaptım." "Ne resmi?" "Kuş." Görevlinin önünde bir defter, açıp bakıyor 'Kuş resmi içeri giremez' Görevli kağıdı alıp yırtıyor "Hadi şimdi git babana!" Çocuk gözyaşları içinde oturuyor babasının karşısına. 5 dakika sonra "Görüş bitti, herkes dışarı!" 1 yıl daha geçiyor aradan. Şair yine kızının ismini yazıyor. Yine aynı yer. Şair kapıya bakıyor. Kızı kapıda beliriyor daha da büyümüş, güzelleşmiş. Elinde yine kağıt... Görevli: "Dur, nedir o elindeki?" "Geçen yıl geldiğimde babama bir resim yapmıştım, yırttınız. Şimdi başka bir resim yaptım." "Ne resmi?" "Ağaç" Görevli açıyor kara kaplı defteri çeviriyor, çeviriyor, bakıyor. Ağaç resmi yok. "Ağaç resmi yasak değilmiş, gir içeri." Kız koşarak giriyor babasının yanına. Şair mutlu çünkü 2 yıl sonra kızını ilk kez gülerken görüyor. "Babacım bak sana resim