Hatm-i hâcegân, sırat-ı müstakîmi sadece tarif etmekle
yetinmeyip, aynı zamanda yürüyerek nasıl yol alınacağını
gösteren bir peygamberi takip gayretidir. Yolu onun gibi, onun uyguladığı usul ve erkânla tutmanın tâlimidir. Denkleri bağlar gibi kapılar örtülür, yalnızca daha önceden yol hazırlığını yapmış olanlar diz dize halkalanır sonsuzluk kervanının son katarında. "Estağfirullah", yolculuğun
bașlama komutudur. Yürüyüșümüzü zorlaștıracak, hızımızı kesecek bütün ağırlıklar yine "estağfirullah" komutuyla terkedilir. Mâsivaya dalmamak, șeytanın çağırdığı yollara sapmamak için gözler kapatılır; kalp gözü, kılavuz silsilesinin son halkasında, bu kafilenin rehberinde odaklanır. Nihayet sılaya giden yolun kapısı "Fâtiha" ile açılır ve yürüyüş başlar, Salavat-ı şerifeler hem ritmimizi hem istikametimizi belirlemektedir şimdi. Her salavat-ı şerife Resûl-i Ekrem Efendimiz'den [sallallahu aleyhi vesellem] bize kalan bir izdir.O izi sürüyor olmanın sevincidir, o sevinci yaşatana dua ve teşekkürdür. Fakat kolay değildir Allah Resûlü'nün izinden yürümek. Yorucudur, meşakkatlidir. Dizlerde takatin tükendiği, göğüslerde nefesin kesildiği olur. Tam bu demde "İnşirâh" sûresiyle göğüsler genişletilir, yorulunca yeniden yol alma arzusu ateşlenir. "İhlâs" okumak, yolun sahibinin, rotayı tayin edenin, bizi yürüyüşümüzle sınayanın huzurunda resmigeçit saadetini yaşamaktır. Yeniden "Fâtiha" ve bu seferki kapı cennet bahçelerine açılmaktadır. Yolun sonudur. Sonsuzluk kervanının peşinde cennette cemolunmuştur. İçtima vaktidir; tekmil gerekir.Önce Resûl-i Ekrem'e (sallallahu aleyhi vesellem) salavat-ı şerifelerle tekmil verilir. Sonra, onun izine basarak yürüyen böylece bu izlerin bugüne kadar muhafazasıyla bizim de yol almamıza vesile olan sâdât-ı kirâma ... Okunan her salavat-ı şerife, her