Erken sonbahar ruhlu bir avukat ve koç. Ferrante’nin derinliği, Jo March’ın yaratıcılığı ve Nomadland’in sessiz gücüyle insanlara yön, denge ve düzen kazandıran bir rehber; hem estetik hem içsel dönüşümle yol açar.
Çocukluğun Soğuk Geceleri bana iyi gelmedi — ama tam da bu yüzden önemliydi. Okurken rahatlamadım, aksine durup durup nefes alma ihtiyacı hissettim. Çünkü Tezer Özlü acıyı yumuşatmıyor, teselli etmiyor, umut vermek gibi bir derdi yok. Çocukluğu bir hatıra olarak değil, insanın içine yerleşmiş bir iklim gibi anlatıyor. Soğuk, sessiz ve kalıcı. Bazı cümlelerde “bunu ben de hissettim ama hiç böyle söyleyememiştim” dedirtiyor.
Bu kitabı okurken şunu fark ettim: Herkesin yarası bağırmaz, bazıları sessizdir. Tezer Özlü o sessiz yaraların dilini kuruyor. Aileyi kutsamadan, kendini acındırmadan, delilikle akıl arasındaki o ince çizgide durarak yazıyor. İyi hissettirmiyor ama dürüst. Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey tam da bu: Düzeltilmek değil, anlaşılmak.