The Handmaid Tales dizisini izledikten sonra okumaya kesin gözüyle bakmıştım. Bir dönem erteledim ama kısmet bu zamanaymış. Margaret Atwood’un hikaye örgüsü sıra dışı, dili akıcı bazen de iğneleyici. Yeni edisyonda yakın dönemde yazdığı notu da bulunuyor. Burada diziden ve yıllar içerisinde kitaplara yapılan sorulara, çıkarımlara cevap veriyor. Yazının devamında spoiler olabilir.
Ana kahramanın adını asla öğrenemiyoruz. Kırmızı merkezdeki kadınların isimlerinden çıkarım yaparak ana kahramanın “June” olduğunu ön görüyoruz. Bunu ön sözde yazarda belirtiyor. Damızlıklar iki bacaklı rahimler olarak bu yeni zalim dünyanın en zor rollerinden birine sahip. Konunun Rahel ve Bilha’ya kadar dayandırılması bunun resmen dayanak olarak sunulması korkunç. Gilead düzeni kadını hakir gören, kısıtlayan, zorlayan, tecavüz eden, manipülatif bir yapı. Eski hayatları yokmuş gibi isimlerini, çocuklarını, ailelerini ve hayatlarını siliyorlar. Damızlıklar komutanlarının isminin sonuna bir aitlik eki alıyor ve bu yeni isimleri oluyor. Fredinki…
Serena Joy, kadın kadının kurdudur sözüne uygun bir karakter. Lydia teyze başta olmak üzere bütün teyzeler kabuslarınıza dadanacak kadar kötü. Diğer damızlıklar için kınamaya yakın bir şey söylemek mümkün değil. Nick için uzun süre arada kalmak mümkün. Fred iki yüzlü ahlaksız ve kadınları mal olarak görmekte sakınca yaşamayan biri. Fredinki ya da June da denebilir sanırım, hayatta kalmak için her şeyi yapıyor. Mayday ya da diğerlerine yardım etmekten çok buradan çıkmak niyetinde. Aklında Luke ve kızı var. Yaşadıkları çaresizlik, sistemin iki yüzlülüğü, insanın biraz da olsa güç sahibi olunca döneşebildiği canavarı çok gerçekçi bir şekilde anlatmış. Oldukça heyecanlı bir yerde bitti Ahitler ile kesinlikle devam edeceğim.