Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öge gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor.Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye? İşte şimdi o ileriye itilen, gelecekteki yaşamın içindeyim.
Tezer Özlü; edebiyatın "Kalıplara sığmayan lirik prensesi." Belki okuduğunuz bir paragrafta belki de bir satır başında sizi kendi iç dünyasına çeken bir yazar. O kadar derinden etkiledi ki beni okurken çünkü Tezer aslında bu hikayelerde kendi hayatından bahsediyor aslında. Psikiyatri kliniğinde geçen zorlu mücadelesi, ilaçlardan hissizleşmesi, duygularını bile kaybedecek o raddeye gelip ilaçlardan kollarının tanınmayacak hale gelmesi..Okurken iliklerime kadar hissettiğim çaresizliği ancak siz de okuyarak hissedebilirsiniz diye düşünüyorum. Kliniğe yatmamak için verdiği mücadele..Yazarın iç dünyası, düşünce yapısı ne kadar karamsarlık dolu görünsede aslında hep yaşama olan özlemiyle dolu satırları mevcut. Aranan mutluluğun aslında kendimizi hoşnut kılmakla başlayacağını da çok güzel ifade etmiş ve ben buna her zaman yürekten inanan biri oldum ve inanmaya da devam edeceğim. Son bir şey eklemek istiyorum okurken bana Oğuz Atay'ı o kadar andırdı ki yazdıkları, iç dünyası..Okurken ben Atay mı okuyorum dedim adeta. İkisi de aslında ne kadar umutsuz görünse de yaşama sıkıca sarılan iki yazar bence. Ahh! Canım Tezer
Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete
Siz de görürsünüz bunları kadınlarda
Ödevleri yenilmek olan hep
Bıçakla kemik arasında
Susmakla ağlamak arasında
Yenilmek
Kadınlar