Öğrenci hareketi açısından sahip olunan, edinilen bilginin toplum adına ve onun iyiliği için kullanılması dolayısıyla egemenlerin bildiği ama kendi çıkarları adına kullanmakta ısrar ettikleri imkânların topluma dönmesi ancak toplumsal iyiliği sağlayıp, kontrol edebilecek ve bunu geleceğe dönük de planlayabilecek bir siyasal güç sayesinde olabilirdi. Bunu yapabilmenin yolu iktidara sahip olabilmekti, bu da ancak örgütlü bir mücadele sayesinde gerçekleşebilirdi. Seçim/oy verme bu süreçteki tek seçenek değildi. Öğrenci hareketini/hareketlerini siyaseten anlamlı bir aktör olarak saymayı gerektiren, sınıf değilken sınıf refleksleriyle davranmaya iten, parti değilken parti gibi örgütlenilmesi gereğine yönelten olgular, siyaseti toplumsal bir süreç olarak kabul edip, kendilerini de burada taraf haline getirmeleriydi. Sosyalist/komünist partiler bu imkânı sağlıyordu. Sınıf siyasetinin araçlarıydı. Ancak partilerin düzen içinde legal zemine çekilmiş olmaları bu partileri atalete itiyor ve gerekli pratik siyasî faaliyetlerden dahi çekinilmesini beraberinde getiriyordu, O zaman “öncü"yü zorlamak (bu durumda işçi sınıfının temsilcisi olan parti), olmuyorsa “öncü" olmak gereki yordu.
Ancak öğrenciler belirli bir toplumsal sınıf değil, farklı sınıflardan gelen ve o sınıfın özelliklerine sahip, dolayısıyla o sınıfın bilinç düzeyiyle varolan bireylerden müteşekkil topluluklardı. Bu kendi siyasal tahlilini sınıf çatışmasına ve bir sınıfın diğer sınıflar üzerindeki sömürüsünü ortadan kaldırmaya yöneltmiş sosyalist hareket ve partiler için gerçekçi bir taban değildi. Sonuçta öğrenciliğin kendi doğası ancak öğrenci olunan dönemle sınırlandığı, o süreçle ilişkili olduğu için ve bundan sonrasında toplumsal sınıflar dünyasının parçası olacak başka bir mecraya akacağı gerçeğiyle ortada