Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Lisansüstü
Samsun
Karabük
648 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Çok güzel bir değerlendirme.
Forum'a hâkim olan zihniyet ve dergide sergilenen fikirler için iki farklı açıdan değerlendirme yapmak mümkündür. Günümüz perspektifinden bakıldığında Forum'da egemen olan liberal anlayışın, liberalizmin genel bütünselliği içinde sorunlar barındırdığı söylenebilir. Öncelikle Forum yazarlarının tümü merkezî planlamaya dayanan ve devlet kontrolündeki bir ekonomik düzeni savunurlar. Neredeyse hepsi Anglosakson ekolünden gelen bu akademisyen yazarlar üzerinde Batı ülkelerinin savaş sonrası yaşanan ekonomik güçlükleri aşmak için tezlerine dört elle sarıldıkları Keynes'in fikirlerinin bir hayli etkili olduğu görülmektedir. Nitekim bu amaçla Atatürk döneminde "hızlı kalkınma" amacının aracı olarak yararlanılması düşünülen devletçilik ilkesi, Forumcular tarafından da vazgeçilmez görülür, Forum sütunlarında özel sektörü asla dışlamayan, ancak devletin hâkim ve belirleyici durumda olduğu bir ekonomik düzen idealize edilir ve devletin bu yapılanma içerisinde oynayacağı rolün sınırları çizilmeye çalışılır. Batılı örneklerine benzer şekilde bir planlama mekanizması aracılığıyla ekonomik sektörü yönetip yönlendirecek devletin oynayacağı bu rolün hiç de küçük olmadığı gerçektir. Ancak Forum yazarları bu anlayışın totaliter merkezî planlamadan farklı olacağının altını çizerler ve kimi zaman olumlu açıdan örnek vermek amacıyla kullansalar da Sovyetler Birliği'nin uyguladığı türden özel mülkiyeti dışlayan sosyalist tutuma karşı çıkarlar. Bunun yanında yazarlar, demokrasi ve özgürlük düşüncesine tam bir bağlılık sergilerken konu inkılâplara gelince yorumlar farklı bir mecraya girer. Forumcular, geri kalmış toplumun çağdaşlaşması ve "çağdaş uygarlık düzeyi"ne ulaşması için kaçınılmaz olarak gördükleri inkılâplardan taviz vermeme konusunda bir hayli duyarlıdır. Bu bağlamda Kemalist
Sayfa 539·Kitabı okudu
Bilal kamiloğlu
Zorunlu eğitimin kaldırılmasının tartışıldığı bir dönemde çok bir şeyin değişmediği ya da bu sosyolojinin kalktığını düşünenler için güzel bir değerlendirme... Zorunlu eğitim kaldırılsın bir çok kişi okul bırakır/bıraktırır. Eminim sokaklar ve hayat bir çoğumuz için daha güvensiz olur diye düşünüyorum.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Çok şey söylenir de...
1954 seçimlerinde iktidarın oyları artar, çoğunluk sistemi nedeniyle CHP'nin milletvekili sayısı iyice azalırken, yeni bir "Tek Parti" iktidarına dönüşen DP'de zafer sarhoşluğu ve kirlenme belirtileri baş gösteriyordu. Ekonomik alanda liberal görüşleri benimseyen DP iktidarı, siyasal ve toplumsal konularda bu görüşlerin gerektirdiği Özgürlükçü yaklaşımlardan uzak duruyordu. DP iktidarının ilk döneminde Basın Kanunu değiştirilmiş, öncekine oranla bu alanda özgürlükleri oldukça genişleten yeni bir yasa yapılmıştı. Ancak Ceza Kanunu'nda düşünce Özgürlüğünü kısıtlayan hükümler aynen duruyor; bu nedenle hükümeti eleştiren gazeteciler ardarda hapishanelerin yolunu tutuyordu. Bunlardan, doksanlı yaşlara gelmiş bulunan Hüseyin Cahit Yalçın'nın 26 ay hapse mahkûm olması ve cezaevine girişi DP'lilerin muhalefette ve İlk iktidar yıllarında sergiledikleri özgürlükçü söylemi tümüyle gölgeleyen örnek bir olaya dönüştü.
Sayfa 522·Kitabı okudu
Bilal kamiloğlu
Kitap kolektif olunca önceki makalelerde değinmediklerine değinen başkası çıkıyor. Editör bilerek mi böyle geçirmiş yoksa başka bir amacı mu var
Cemil koçak işine nasıl gelirse seçer yazar.
Yalçın, Malta dönüşünde İstanbul'da yeniden gazeteciliğe başladı. Kısa zamanda da Ankara Hükümeti'ne muhalefeti ile tanındı. Takrir-i Sükûn Kanunu'ndan sonra Yalçın'ın Tanin gazetesi de 17 Nisan 1925 tarihinde kapatıldı. Cumhuriyet'in ilanına ve hilafet'in kaldırılmasına karşı tavır almış olan Yalçın, Ankara istiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve Çorum'da süresiz sürgün cezasına çarptırıldı. Yalçın henüz Çorum'dayken, bu kez de İzmir suikastı davasıyla ilgili görülerek, Ankara istiklâl Mahkemesi'nde yargılandı ve beraat etti. Yasa değişikliği ve (biraz da) siyasî uzlaşmanın sonucunda, Çorum sürgünlüğü sona erdi ve Yalçın yeniden İstanbul'a dönebildi. Ancak yazı hayatına devam edebilmesi siyasî bakımdan artık mümkün değildi.
Sayfa 247·Kitabı okudu
Bilal kamiloğlu
Bu arada cahit Yalçın hep muhalifti. Osmanlı döneminde de muhalifti. Cemil koçak sanki sadece Cumhuriyetin ilk yıllarında muhallifmiş gibi yazıyor. Menderes döneminde ölüm döşeğinde hapse attılar. Adam hep muhalifti..
Sosyolojiyi bilim dalı olarak görmeyin siz...
Sosyoloji kelimesi Comte tarafından beşeri toplumun halinden bahseden ilme isim olmak üzere ihdas olunmuştur. Sosyolojik analizler de öncelikle toplum dış görünüş itibarıyla araştırılmalı, halkın yerleşim yerleri itibariyle dağılımı; köy veya şehirlerde yoğunlaşmanın sebepleri; büyük şehirlerin oluşumuna yol açan ya da önleyen şartlar incelenmelidir. Toplumsal olaylar çok boyutlu olduğu için diğer ilimleri de içerir. Her şeyden evvel, toplumsal olgular olması dolayısıyla din ve mezhep araştırmaları sosyolojiye dahildir. Ahlak, âdetler, hukuki yapı ve nihayet toplumun gelişimini tayin eden İktisadî yapı da sosyoloji ile ilgilidir. Mesela üretim ve refah artışı (ve bununla ilgili olarak ortakçılık, yarıcılık, esnaf, gedik usulü, kooperatifçilik; fabrika, tezgâh veya evlerde üretim), mübadele (ticari kuruluşlar, çarşılar, borsalar) ve gelir dağılımı ile bölüşüme (gelir, faiz, ücret) ait konular iktisat sosyolojisinin alanını oluşturur. Sosyolojinin başlıca konuları bunlar olmakla beraber sınırları genişletmek mümkündür; güzel sanatlar ve dil konusunun da toplumsal unsurlar olması gibi, iktisat ise sanat ve ilim arasında bir yer alır. İktisat sınai hayatın mevcut durumunu, tarihçesini, kanunlarını incelemek yerine nasıl olması gerektiğini araştırmakla meşguldür.
Sayfa 100·Kitabı okudu
Bilal kamiloğlu
Bizdeki sosyoloji din ve mezhepçilik üzerinden genelde...
Doğru tespitler var ama değerlendirme kötü..
Sol ve komünizm aleyhtarlığı, İslamcılığın Türk sağıyla kesiştiği en önemli konu olarak öne çıkmaktadır. Soğuk Savaş’ın bitimine kadar önemli bir tehlike olarak görülen komünizme karşı mücadele Kısakürek, Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç gibi aydınların sıklıkla dile getirdiği bir husus olmuştur. Din ve milliyetin “can düşmanı” olan komünistlerle mücadele için sivil elbiseli “Komünistlikle Mücadele Polisi” kurmayı önerir Kısakürek, hem de tüm toplum kesimlerini teftiş eden bir hafiye teşkilatı olarak: “Demokrasi taassubu, komünizmayı himayeye kadar vardırılamaz. Devlet istediği şahsı durdurup: Komünist olmadığını ispat et diyebilmek vasıta ve selahiyetine sahip olmalıdır” (1993b: 148- 149), Böylece, İslamcıların muhafazakârlıkla kurduğu ittifak, bir yönüyle “mümkün ve meşru olan bir dil olarak” (Aktay, 2003) muhafazakârlıktan istifade etmektedir, Öbür yönüyle de Kemalizmin getirdiği Batılılaşmanın ileri bir aşaması olarak görülen solculuğun pozitivist ve materyalist karakterine olan tepkiden beslenmektedir. İslamcılığın 1980’lerde kısmen ve 90’larda önemli ölçüde muhafazakârlıktan ayrışmaya başlaması kuşkusuz sol ideolojinin Türk siyasal sistemi için “tehlike" olarak görülmesinin terk edilmesiyle de ilişkilidir.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Bilal kamiloğlu
Çok yanlı bir değerlendirme. Fikri bağnazlıkla bu kadar olur. Sovyet Rusya' nın çöküşü ile zaten komünizm diye bir şey bırakmamasını göz ardı etmiş. Kemalizme karşı olduğu için sola birde ordan sallamış. Daha çok şey söylenir de...