Kitap okumaya hep yerli kitap tutuculuğu anlayışı ile başladım ve devam ettim uzun bir süre, sırf bunu aşmak için üstten dünya edebiyatı dersi aldım dünya klasiklerini okumaya başlıyayım sürekli yerli klasikler okumak yeterli olmaz diye ama bir türlü başaramadım, birkaç dünya klasiği okuyordum beğeniyordum da ama o kitap bittiği gibi tekrar elime bir Özdemir Asaf bir Can Yücel tutuşuveriyordu kendimi şiir okurken buluyordum.
Bu sene dünya edebiyatı dersinde okunacak kitap listesi önümüze geldiğinde okumaya Dönüşüm ile başladım kitap bitmesin diye yarısını sabah okudum zorla kapatıp diğer yarısını akşama bıraktım (Samsanın babasına kızdığım için de kapatmış olabilirim;) ) o satırları okurken o kadar derinden yaşadım ve hissettim ki o anları sanki o yataktan kalkmaya çalışan bendim, işe gitme kaygısı çeken bendim, daha eserin içinde kendimle özdeşleştirdiğim bir sürü konu vardı.
Bence bu kitabı dünya klasiği yapan şey insanları ikilemli duygularda bırakması oldu eser boyunca kimin gözünden bakarsanız onu haklı buluyorsunuz, Samsanın kendi içindeki konuşmaları, istemediği bir işte çalışmak zorunda olması, kardeşine karşı olan umutları, bir yandan kardeşinin okulu bırakmak zorunda olması, ailenin maddi sıkıntılar çekmeye başlaması daha saymakla bitmeyecek bir ton pencere var eserde ben kendi hissettiklerimden biraz söz etmek istiyorum;
Beni eserde etkileyen üç sahne vardı:
İlki Samsanın bilerek ve kasıtlı yediği ilk fiziksel hasar babasının attığı elma, o elma Samsa ölene kadar orada kaldı ve onun acısını her gün hissediyordu ve ona o hissettirdiği şey sadece fiziksel acısı değil o evde artık istenmediği oluşuydu, ben bu olayı Samsaya yedirememiştim çünkü daha çok kısa bir süre önceye kadar muhtaç olduğunuz kişiye bu kadar kısa sürede nasıl uzaklaşabilir ve zarar