Dönüşüm incelememi okuduysanız bilirsiniz yerli kitaplara daha bir yakınım ve edebiyat da okuduğum için yerli klasikler ile çok içli dışlıyım kitabın ortalarına doğru geldiğimde kendimi üçlü bir aşkın içinde buldum ve ondan sonrası akıp gitti bende çünkü üçlü aşkın Türk edebiyatında çok sevdiğim beğenerek okuduğum mükemmel örnekleri var (Aşk-ı Memnu / Eylül v.b)
Yalnız buradaki üçlü aşkın oturduğu zemin benim için biraz farklıydı Amerika kıtasında gecen okuduğum ilk kitap bu olsa gerek kitaptan sonra filmi izledim filmi izleyene kadar çok da hayal edememiştim o şatoları şatafatlı davetleri ve lüks yaşamı (Ben İstanbul boğazında bir yalıda geçen üçlü aşklara alışmışım) ama ortak olan bir şey var bu eserlerde insan yanındaki ile değil kalbindeki ile yaşıyor her zaman...
Kitapta dikkat çeken bir diğer unsur da kitabı biz ana karakterinden gözünden değil onla arkadaş olan farklı bir karakterin gözünden görüyoruz açıkçası takip etmeye çalışırken biraz yormuştu beni bu durum
Kitabın sonuna bir de trafik kazası girmesi ve bu durumun işleri çok farklı yöne götürmesi beni de üzdü çok daha farklı bir son bekliyordum belki de mutlu son sevdiğimdendir
Kitap okumaya hep yerli kitap tutuculuğu anlayışı ile başladım ve devam ettim uzun bir süre, sırf bunu aşmak için üstten dünya edebiyatı dersi aldım dünya klasiklerini okumaya başlıyayım sürekli yerli klasikler okumak yeterli olmaz diye ama bir türlü başaramadım, birkaç dünya klasiği okuyordum beğeniyordum da ama o kitap bittiği gibi tekrar elime bir Özdemir Asaf bir Can Yücel tutuşuveriyordu kendimi şiir okurken buluyordum.
Bu sene dünya edebiyatı dersinde okunacak kitap listesi önümüze geldiğinde okumaya Dönüşüm ile başladım kitap bitmesin diye yarısını sabah okudum zorla kapatıp diğer yarısını akşama bıraktım (Samsanın babasına kızdığım için de kapatmış olabilirim;) ) o satırları okurken o kadar derinden yaşadım ve hissettim ki o anları sanki o yataktan kalkmaya çalışan bendim, işe gitme kaygısı çeken bendim, daha eserin içinde kendimle özdeşleştirdiğim bir sürü konu vardı.
Bence bu kitabı dünya klasiği yapan şey insanları ikilemli duygularda bırakması oldu eser boyunca kimin gözünden bakarsanız onu haklı buluyorsunuz, Samsanın kendi içindeki konuşmaları, istemediği bir işte çalışmak zorunda olması, kardeşine karşı olan umutları, bir yandan kardeşinin okulu bırakmak zorunda olması, ailenin maddi sıkıntılar çekmeye başlaması daha saymakla bitmeyecek bir ton pencere var eserde ben kendi hissettiklerimden biraz söz etmek istiyorum;
Beni eserde etkileyen üç sahne vardı:
İlki Samsanın bilerek ve kasıtlı yediği ilk fiziksel hasar babasının attığı elma, o elma Samsa ölene kadar orada kaldı ve onun acısını her gün hissediyordu ve ona o hissettirdiği şey sadece fiziksel acısı değil o evde artık istenmediği oluşuydu, ben bu olayı Samsaya yedirememiştim çünkü daha çok kısa bir süre önceye kadar muhtaç olduğunuz kişiye bu kadar kısa sürede nasıl uzaklaşabilir ve zarar
Anımda anamdan ne kaldı bana?
Bir ıhlamur kokusu,
Sonra beni yıkarkenki ellerinden
Ellerinden yumuşacık ellerinden
İnen pembe sabun köpükleri...
Bir de doğurgan bir çığlık kaldı ondan
Sarhoşken sessizlediğim