Kitap 1980'lerden başlayıp günümüze kadar geliyor. Babasının onları terk etmesinden sonra geçici bir süre kuyucu çıraklığı yapmaya başlayan Cem'in hayat hikayesini okuyoruz. Aynı zamanda Batı'nın efsanesi Oidipus ile Doğu'nun efsanesi Şehname de kitabın ana felsefesini oluşturuyor. Kitabın ilk başlarını çok severek okudum fakat bir noktadan sonra efsaneler o kadar sık tekrarlanıyor ki kitabın sonunu ortasında çözmüş oluyorsunuz.
Kitabın sonunun bu kadar anlaşılabilir olmasını sevemedim ben. Bir de kitabın sonunda kitabı kimin ağzından dinlediğimiz biraz muallakta kalıyor.Üçüncü yani son bölüme kadar kitap Cem'in ağzından yazılmış gibi okuyoruz. Fakat kırmızı saçlı kadının ağzından okuduğumuz son bölümde bu kitabı Enver'in yazdığını söylüyor. Bunların dışında romanı beğendim, yormayan sade bir dili var. Özellikle efsaneler ile ilgili verdiği bilgiler de göze alındığında okumaya değer bir kitap.
"Yaşanmışlıkları mı kaybetmek daha zor, yoksa hayalleri mi? Kitap biter bitmez sıcağı sıcağına yorum yazmak istedim. Son sayfayı kapattığım anda yutkunurken boğazım yanıyor , içim eziliyor ve gözlerimden yaşlar geliyordu. 1941-1944 yılları arasındaki Alman işgalini anlatan yazar, ilk sayfasından itibaren adeta açmaya hazırlanan bir karanfil gibi masum insanların savaşın başlamasıyla nasıl solmaya başladığını öyle bir anlatmış ki etkilenmemek mümkün değil. Hikayenin gerçek ve yaşanmış olması da cabası... Tüm halkın yaninda ozellikle kadınlara ve küçücük sabi çocuklara yapılan eziyetler de içler acısıydı.
.