Meclis’ten “Musul gidiyor” sesleri yükseliyor, sert eleştiriler yapılıyor.
İzmit Mebusu Sırrı Bey konuşuyor:
Lozan’da Misak-ı Milli’den feragat ettiler... Arazi meselesinin hiçbir noktası temin olunamadı ve binaenaleyh milletin senelerden beri etrafında dönüp dolaştığı ve âleme ilan edilen Misak-ı Milli çiğnendi, heba edildi, iptal edildi, battal edildi...
Ve Mustafa Kemal Paşa “usul hakkında söyleyeceğim” diyerek söz alıyor:
Sırrı Bey gibi arkadaşlarımız Misak-ı Milli’den bahsediyor. Delege heyetimiz Misak-ı Milli’yi mahvetmiş, Bakanlar Kurulu Misak-ı Milli’yi feda etmiş. Ben de diyorum ki, Sırrı Bey Misak-ı Milli’nin ne olduğunu anlamamıştır. Misak-ı Milli’nin ne olduğunu evvela anlamalı, ondan sonra saldırganların kim olduğunu meydana koymalı.
Efendiler, arazi meselesi ve hudut meselesi, Misak-ı Milli’nin, malumu âliniz, birinci maddesinin kapsamındadır. Misak-ı Milli şu hat, bu hat diye hiçbir şekilde hudut çizmemiştir. O hududu çizen şey milletin menfaati ve yüce heyetinizin bakışındaki isabettir.
Yoksa, haritası mevcut bir hudut yoktur...
Sırrı Bey oturduğu yerden Gazi’ye cevap veriyor:
Paşa Hazretleri çok teşekkür ederim ki sözlerimi murafaa buyurdunuz [tartıştınız], anlamadığımı söylediniz. Misak-ı Milli’nin, bendeniz, haddim olmayarak, yazanlarındanım.
Gazi cevap veriyor:
Keşke yazmaya idiniz. Başımıza çok bela koydunuz. Yani bugün katiyeti ihlal eder sözlerden başka bir şey yapmadınız.
Mustafa Kemal “Musul Misak-ı Milli’ye dahildir” derken milli bir hedefin siyasetini yapmıştır; bunun gerçekleşmeyeceğini görünce, realist bir tutumla siyasetini değiştirmiştir. O zaman “iki ay önce şöyle diyordun...” diyecek muhalefet de basın da yoktur! Muhalefetin ve basının bu güce ulaştığı günleri yaşayacak olan İsmet İnönü, anılarında, Lozan süreci hakkında Meclis’te