Dört duvar arasına hapsedilmek nasıl bir duygu bilir misiniz?
Benim tanıdığım tek dünya, bu tavan arası. Keşke pencere açık olsaydı da dışarısının havasını içime çekebilseydim dediğim ne çok zaman oldu.
Bir teleskobum var , dışarıyı ancak bu şekilde görebiliyorum .
Anneme göre sokağa çıksam insanlar benden korkarmış . Lanetli , ucube bir çocukmuşum ben . Odamda kendine bakabileceğim bir ayna yok. Bedenimden tenimin bembeyaz, saç uçlarımdan da saçlarımın sarı-beyaz renginde olduğu görüyorum. Gerçekten çok mu çirkinim ?
En çok istediğim şey kitaplarda resimlerini gördüğüm sirke gitmekti. Ama hayalini kurduğum o sirkin benim kâbusum olacağını nereden bilebilirdim ki ? Rüzgârın ilk kez tenime değdiği o akşamda bir sirke satıldım. Hem de öz annem tarafından... Keşke ailem beni sevseydi . Keşke annem kızım deyip saçlarımı okşasaydı ama ben bir ucubeyim...
Şimdi en yakın arkadaşım bir fil . Farklı olsak da tutsak edildiğimiz dünya da döktüğümüz gözyaşı bile aynı. Kim miyim ? Ben , Lilly Blackwood, ne kadar görmezden gelirseniz gelin benim gibi dışlananların sesi olmaya devam edeceğim...
Beyaz Filin Gözyaşları...
Yine bir toplumsal olayı konu alan Ellen Marie Wiseman, birbirimizden ne kadar farklı olsak da hissettiğimiz duyguların aynı olduğunu , hayallerimizi yakalamak için mücadeleyi bırakmamamız gerektiğini yürek parçalayan bir dille anlatıyor...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan...
Ve artık
saçlarımızı tutuşturarak
gecenin evinde yangın çıkaracağız;
çocuklarımızın başarıyla kuracağız
karanlık camlarını !..."
"Düşman işgaline ve yokluğa rağmen İstanbul'da hayat öyle ya da böyle devam ediyordu. Veysel Bey , 3 Kasım 1920 tarihli yazısında bu konuya değinmişti :
“ Saydam pelür kâğıda çini mürekkebiyle bir şehir çizdiğinizi hayal edin . Sonra temiz bir kâğıda başka hayatlarla dolu farklı bir şehir... Elinizde birkaç yaprak olduğunda hepsini üst üste koyun ve manzarayı tasavvur etmeye çalışın. Bugünlerde İstanbul tıpkı böyle. Hiç kimse müstakil bir dünyada yaşamıyor. Aksine, zıt hayatlar birbirine dolanmış , bazen de üst üste binmiş . İnsanlar yarı saydam. İstanbul hep hayaletlerle doluydu: Sultanların , seyyahların, yeniçerilerin , haremdeki kadınların hayaletleriyle... fakat şimdi bunlara bir de nefes alıp veren hayaletler eklendi. Şehir her zamankinden daha kalabalık."