Deryâ

Deryâ
@Bircalikusuu
"Sevgili dost kim kazandı?"
Öğretmen
Yıldız Teknik Üniversitesi
İstanbul
137 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
10/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2020 9. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mart 2020 23:05
“BAZI MASALLAR UYUTMAK İÇİN DEĞİL, UYANDIRMAK İÇİNDİR!” Eseri okuduktan sonra kendi kendime ilk bunu dedim. Bunun nedenini okuduktan sonra anlayacaksınız. Eserin incelemesine geçmeden yazar hakkında ufak bir bilgi edinmek gerektiği kanısındayım. Zira yazarın hayatıyla eser arasında önemli bir paralellik var. , Yazarımız Samed Behrengi Haziran 1939’da Tebriz’de dünyaya gelmiş. Azerbaycan Türkçesiyle Farsça arasında çeviriler yapmış bir yazar. Şimdi hayatı ve eser arasındaki paralelliği birlikte götürelim. Yazarımız zamanının baskıcı şahlık döneminde yaşamış. Görüşleri ve eserleri dolayısıyla eleştirilmiştir. O, buna rağmen Azerbaycan Türkçesi ile yayımlanması yasak halk şiirlerini derlemiş, insanları düşünmeye sevk eden eserler meydana getirmiştir. Elbette ki bu eserleri yasaklanmış. Hatta Küçük Kara Balık adlı eseri de bir dönem yasaklı yayınlar arasında yer almış. Eserimizin baş kahramanı Küçük Kara Balık da tıpkı yazarımız gibi ‘karşı çıkış’ın sembolü. O, annesinin on bin yumurtasından hayatta kalan tek balıktır. Bu balık diğer balıklar gibi değildir. Düşünen, merak eden, sorgulayan ve eleştiren bir yapısı vardır sevimli balığımızın. Küçük kara balığın bilme merakı daha eserin başlarında açıkça sezdiriliyor. Bu merakının üzerine başta annesi yaptığının yanlış olduğunu, onun da diğer balıklar gibi sade bir yaşantısı olmasını söyler. Balığımız bunlara dâhiyane sözlerle cevaplar verir. Cevaplarından biri : “Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?”(Behrengi, 2020,13) Elbette ki bu düşüncelerine toplum tarafından olumlu bir karşılık gelmemiştir. İçinde bulundukları derenin nerede sonlandığını merak ettiğini söyleyince “… derenin başı
Edebiyat
Küçük Kara BalıkSamed Behrengi · Can Yayınları · 202336,8bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·484 syf.··
Beğendi
·
2020 7. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2020 01:08
Zülfü Livaneli'nin Serenad'ı postmodernizmi esas alan bir eser. Bu eser de yine postmodernizmin teknik yapısına uygun bir eser ama bunda farklı bir tat vardı tarif edemediğim. İnsanların hayatlarına iz bırakılmalık bir yönü var eserin. Serenad katmanlı konulardan meydana gelmiş. Yani tek bir hikaye üzerinden değil birkaç hikaye üzerinde oluşuyor. Bazıları bu yapısını eleştiriyor. Daha ayrıntı olup bir hikaye üzerinden gitmeliydi diye fakat bence yazar katmanlararasılığı çok güzel harmanlamış ve tadında olmuş. Zaten asıl yazar da okuyucuya bırakılmış meselelerden oluşturur eserini diye düşünüyorum. Eser aynı zamanda bazı tarihi olaylara da değinmiş. Struma faciası, Mavi Alay ve ekonomik kriz bunlardan bazıları. Bütün bu meseleleri katmanlı denecek konularla harmanlamış ve konu bütünlüğünü sağlamış. Bunu yaparken de merak unsurunu da diri tutmuş. Böylelikle sürükleyiciliği de başarıyla uygulamıştır. Üslup olarak da insanı yormayan yalın ve anlaşılır bir üslubu var. Tabi 2011'de yayınlandığı için günümüz yaşamına yakın bir yaşayış var hikayede. Bunu da doğal bir şekilde ele almış yazar. Son olarak başta da belirttiğim gibi bu eser birilerinin hayatına dokunacak, yer edinecek diye düşünüyorum.
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2020 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2020 20:49
Hasan Ali Toptaş, varoluşsal çerçevede postmodernizmi esas alan yazarlarımızdandır. Gölgesizler adlı eseri de tam olarak postmodenizmi yansıtıyor diyebilirim. Postmodernist eserlerde olması gereken özelliklerin birçoğu geliştirilmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor. İlk başta anlatıcı olarak baktığımızda çoğulcu bir bakış açısı var. Yani tek bir anlatıcı bakış açısı göremiyoruz bu da modern ötesinin yaptığı tekniklerden biri. Yazar bunu kurgusuyla başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş. Esere adını veren “Gölgesizler”in en büyük vasfı kayboluşlarıdır. Bu kayboluşların içinde aslında “kaçış” da vardır. Dolayısıyla bu kaçışın içinde de bir “arayış” vardır. Bu arayış nasıl bir arayış? Varoluşsal bir arayış. Yazar bu arayışı “gölgesizler” üzerinden okuyucuya aktarıyor. Gölgesizlerde belirli bir mekan ve kronolojik zaman yoktur. İç içe geçmiş iki mekan vardır: Şehir ve köy. Tabii bunların hangi şehir ve köy olduğu da belli değil. Bu iki mekan içindeki karakterlerin bazıları zaman zaman yer değiştirilerek verilir. Kimi yerinde hangi karakter nerede? gibi sorular sorabilirsiniz. Postmodern anlatıda olduğu gibi bu eserde de bir bilinmezlik söz konusu. Bu bilinmezlik, bir varoluş serüveni olarak iç içe geçmiş olay örgüsünde okuyucuya sunuluyor. Buna sunuştan ziyade sezdirme de diyebiliriz. Bu sezdiri üst kurmaca yani kuracanın kurmacası diyebileceğimiz bir teknikle yapılmıştır. Postmodern kitapların -bence- en önemli özelliklerinden biri de okuyucuya doğrudan sunulan bir anlatının olmaması. Yani okuyucunun birleştirerek, düşünerek, hazmederek diri bir şekilde okuması gerekiyor. Gölgesizler de tam olarak böyle bir eser.
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Adam Yayınları · 200014,1bin okunma
Puan vermedi·206 syf.··
2020 5. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2020 23:36
Latife Tekin, Cumhuriyet döneminin post modern yazarlarındandır. Sevgili Arsız Ölüm, onun ilk romanıdır. Aynı zamanda öz yaşamını konu edinen romanıdır. Bu kitabı anlamak için okumanın üzerinden hazmetmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü gerçekten olağanın dışında bir kurgusu var. Olağanüstülükler kimi zaman masalvâri bir içerikle anlatılmış kimi zaman da destanımsı bir anlatımla devam etmiş. Olayın köyde geçen kısmı cinler, periler, batıl inanışlarla tam da olağanüstü denilen nitelikte. Hatta şunu çok net söyleyebilirim ki halk edebiyatının birçok kaynağından izler gördüm. Dikkatlice okuyan her okur da bunu görecektir. Bahsettiğim bu halk edebiyatı kaynaklarından özellikle masal, destan ve efsanelerden izler görmek mümkün. Memoratlardan tutun da albastılara kadar birçok eski halk inanışları örnekleri bunlara örnek olarak gösterilebilir. Hatta Dede Korkut Hikayelerine bile göndermeler var. Atiye’nin azraille boğuşması, Deli Dumrul’un azraille boğuşmasına göndermedir. Bunun gibi birçok benzetme ve gönderme var. Romanın ikinci kısmında yani şehre taşındıklarında da aslında bu inanışta insanların kendileriyle beraber inanışlarını da taşıdıklarını görüyoruz. Batıl inanışlar şehrin göbeğine taşınmıştır. Şehirde de ölümle ironik bir şekilde mücadele vardır. Hatta bu mücadele her seferinde “Yine mi ölmedi?” dedirtti bana. Fakat daha sonra zaten eserin adının “Sevgili Arsız Ölüm” olduğu aklıma geldi. Okuduğum en garip içerikli ve en farklı üsluplu bir romandı diyebilirim.
Edebiyat
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Yapı Kredi Yayınları · 200510,8bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2020 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2020 20:57
Postmodern roman, hikaye tarzının bizdeki en büyük ustalarından biridir Yusuf Atılgan. Toplumcu gerçekçi roman tarzının çok etkili olduğu 1950'lerde varoluşçuluğa dayanan ve bireyciliği esas almıştır romanlarında. Zaten hayatı boyunca sadece iki roman yazmıştır. Fakat bu iki roman da Türk Edebiyatı açısından oldukça önemli bir yerde. Özellikle de romanlarındaki tipler açısından bakıldığında özgünlüğünü ortaya koyuyor. Gerek Bay C. Gerekse de Zebercet bu özgünlüğün eseridir. Söz konusu "Aylak Adam" adlı eseri olduğu için tip açısından Bay C. ye bakalım biraz: Bay C. kalabalıklar içindeki 'yalnız'lardan biri. Bu yalnızlaşma daha çok modern yaşamın metropolünde yaşayan aydında kendini gösteriyor. Bu yalnızlaşma kendini korkuyla da destekliyor. Bu korkuya' aidiyet korkusu' da denebilir. Bay C. bundan öyle korkuyor ki kendisine 'zengin' denildiğinde 'zengin değil paralı' ifadesini kullanıyor. Aslında hayatından çok da beklentisi olmayan Bay C.'nin aradığı tek şey var o da teyzesinin gözleri. Aradığı bu gözleri arar durur roman boyunca. Fakat 'aylak adam' bunu da başaramıyor. Tam bulduğunu zannettiği anda trajikomik bir şekilde bunu başaramaz. Son olarak şunu da belirtelim Atılgan'ın 'aylak adam' ı da tıpkı Tutunamayanlar romanındaki Selim Işık gibi 'tutunamayan' bir tip. Aslında bu 'gibi' edatını 'Aylak Adam' için söylemek daha doğru. Çünkü Oğuz Atay Tutunamayanlar'ı 'Aylak Adam' ın kısa bir pasajından sonra yazıyor. Bunu da Yusuf Atılgan'a gönderir. Yusuf Atılgan'ın geri dönüş yapmadığını görünce kırılmış. "Kitabımla ilgilenmedi" demiş. Yusuf Atılgan bunu Oğuz Atay'ın vefatından sonra öğreniyor ve "Tutunamayanlar'ı çok beğenmiştim ama böyle bir kitabı yazan birinin benim yorumuma ihtiyacı olmadığını düşünmüştüm. keşke hayatta olsaydı da bunu kendisine söyleyebilseydim"
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 201771bin okunma