'Çünkü bir gece sabaha karşı henüz güneş doğmadan öldün sen. Ölenle öldün. Hayat dolu bir parçan eksildi, hayata bakan gözlerin kör oldu, alacakaranlıkta yapayalnız, çırılçıplak kaldın?
Sen de hafızandaki odalarda, cam kırıkları kadar keskin hatıraların arasında tutsak kaldin. Kapilarn yumrukluyorsun, duvarlarını yıkmaya, kilitleri parçalamaya çalışıyorsun. Yazarak. İçindeki karanlık zindanlardan kurtulabilmek umuduyla, soluk borunu, boğazını yırtarcasına kusmaya uğraşıyorsun. Yazarak. Kanını zehirleyen hatıraları dışarı atabilmek için vücudunu kesiklerle doldurdun.
Yazarak.
Kendini bağışlamanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordun. Ellerin titreye titreye yaptığın çarmıhın önünde durmuş, seni oradan alıp uzaklaştıracak birilerini bekliyorsun.