Bir hayatın bildiğimiz anlamda yaşanabilir olması, verimli olabilmesi için başında ve sonunda aldığı pozisyonlarda belirli bir ardışık düzen ve seyir olmalı.
Doğru bir konumla başlamalı: Cehaletin en yoğun olduğu zamanlarda, cehaletin ve bilgisizliğin yaratmış olduğu boşluğu, büyük umutlar ve temennilerle doldurarak en yoğun yaşama isteğini ve coşkusunu elde etmeli önce. Bu istek ve coşku sermayesiyle başlamalı.
Sonra, gelişim dönemlerine(çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi) uygun, bilgiyi sindirme kapasitesine uyumlu olarak cehaletinden ve bilgisizliğinden azar azar sıyrıldığı, düzenli ve sistematik olarak istek ve coşku sermayesini tükettiği bir sürece tabi olmalı. Bu sürecin sonunda telafisi mümkün olmayan kayıplar edinerek ve hiçbir şeyin dindiremeyeceği acıları yaşayarak istek ve coşku sermayesini tüketmeli ve yaşama sevincini kaybetmeli. Böylelikle ölüm korkulacak bir şey olmaktan çıkmalı.
Ve sonra ölmeli...
Neden sürekli bir seçim yapmak zorundaydı? Angel mi, Ricardo mu, sevgi mi şiir mi, sözcükler mi hareketler mi, kalmak mı gitmek mi, yaşam mı düşler mi... Oysa o tek bir şeyi umut ediyordu: Hepsini birleştirebilmek.
"Dönüşümleri çok severim. Kitaba dönüşen ahşap. İlkbahara dönüşen kış. Şaraba dönüşen üzüm. Çok sessiz dönüşümler de vardır. Ruhumuzda cereyan edenler mesela, her zaman göze görünmezler."
"Demek istediğiniz... İnsanlar da doğalarını değiştirebilirler mi?"
"Ben buna inanıyorum."