Kıllarını yitiren ve onların yerine ideallerini koyan goril; eldiven takan, tanrılar uyduran, yüzünü gitgide daha çok buruşturan ve göğe tapan goril – böyle bir düşüş karşısında tabiat kim bilir ne acılar çekmiştir, daha da çekecektir!
Roger Corman’ın filmlerinden birinin adıdır bu; sersem bir kasabanın çiçekçisinde şekillenen, tamamı iki günde çekilip tamamlanmış, B tipi fantastik-gerilim türünün kültleşmiş başyapıtlarından biri. Etçil bitki, karnı acıktığında konuşmayı da dener: “Besle beni! Besle beni!” Başka cümle kurmaya da yanaşmaz başlarda.
İstanbul’un izbe bir semtinde, bir bodrum katında, bu film esnasında aklıma tanıdıklarım geldi birdenbire; en yakınlarımdan en miyop hassasiyetlerimi titretenlere kadar; dillerine pelesenk ettikleri ifadelerin çoğunda aynı emir kipinin kurmayları otağ kurmuş hep: BESLE BİZİ!
Parmağını iğne batınca sızlanırlar, gencecik insanların idamlarında gıkları çıkmaz. Ortamına göre muamele devrini tamamlamış bir Türk Edebiyatı'nda lüzumsuz insanların lüzumsuz konuşmaları muhatap buluyorsa bence toptan bir terbiyesizliğe ve cehalet övgüsüne imza atılıyor demektir.
Yaratmak eylemi ya da yaratılanın kendisi hiçbir kutsallık taşımaz; süper ego ile ilkel benlik arasında tampon bölge olan egonun dışavurumudur; belki bir miktar yaratıcının gizemi ilgi çekicidir; düz yazı, şiir, resim, müzik, her ne ise, soyut bir ifrazattır eninde sonunda. Dışkı dışkıdır. Dışkının estetiği olmaz.