...büyük boşluğun çekiciliğine kapılıyorum. Bir boşluk duygusu yükseliyor içimden, kollarımla bacaklarımı, organlanmı ele gelmez ve hafif bir sıvı gibi katediyor. Nedendir bilmem, bu boşluğun aralıksız ilerleyişinde, sonsuza dek genişleyen bu ıssızlıkta, bir ruha etki edebilecek en çelişkili duyguların gizemli varlığını seziyorum. Hem mutluyum hem mutsuz, aynı anda hem taşkınlığı hem de çöküntüyü yaşıyorum, aklımı başımdan alan bir uyumun içinde umutsuzlukla hazza boğuluyorum. Bir yandan öyle şen, bir yandan öyle üzgünüm ki gözyaşlarını göklerin de cehennemin de yansımalan gibi...
Hayvanlar -hepsi kendi çabalarıyla yaşar- sefaleti bilmezler çünkü hiyerarşi ve sömürü yoktur onlarda. Sefalete yalnızca insanda rastlanır, benzerini kendine kul köle eden bir tek o var; yalnızca insan kendini bunca aşağılayabilir.
Gerçeklerden etkilenmeyen, sinirlerinde, tenlerinde, kanlarında acı çekmeyen insanların bilgeliğinden iğreniyorum.
Ben yalnızca yaşamsal gerçekleri, tasamızdan doğan organik gerçekleri severim. Canlı bir biçimde düşünenlerin hepsi haklı, çünkü onlara karşı ileri sürülebilecek kesin kanıt yok. Olsaydı bile, uzun süre dayanamazdı. Kimilerinin hâlâ hakikati aramaya uğraşması beni yalnızca şaşırtıyor. Öyle bir şeyin var olmadığım hâlâ anlamadılar mı?