Ama resim pahalı bir metres gibidir, ona ne kadar para harcasan yetmez, paran olmadı mı bir şey yapamazsın.
Resim resim toplum hesabına yapılmalı, bir de masrafları yükletilmemelidir ressama.
Ben de aynı durumdayım diye umuyorum… perişan, hasta, çatlak bir insan oldukça gitgide daha çok sanatçı, daha çok yaratıcı oluyorum, sözünü ettiğimiz bu büyük sanat yenilenmesine daha çok katkıda bulunabiliyorum.
Tarascon ya da Rouen’e gitmek için trene bindiğimiz gibi, ölüme binip bir yıldıza mı gideriz?
Bu düşünce sürecinde gerçek olan bir şey varsa, yaşadığım sürece bir yıldıza gidemediğimiz ve öldükten sonra da trene binemediğimizdir.
Yani demek istediğim şu ki vapurlar, otobüsler, trenler nasıl yeryüzünün taşıtlarıysa, kolera‘nın, kum hastalığının, veremin, kanserin gök taşıtları olması pekala mümkündür.
Rahat rahat ihtiyarlıktan ölmekse oraya yürüyerek gitmek olur.
Hep sorulup hep cevapsız kalan şu soruya varırız: hayatı bütünüyle görebiliyor muyuz biz, yahut ölümden önce yalnız bir yarım küresi mi görüyoruz?
Ressamlar-yalnız onlardan söz edecek olursak-ölüp gömüldükten sonra kendilerinden sonra gelen bir ya da birkaç kuşağa seslenirler eserleriyle.
Bununla mı kalıyor yoksa daha ötesi var mı? Ressamın hayatında ölüm belki de en zor şey değil.