“Birbirinizi sevin, ancak sevgiyle zincirlemeyin kendinizi. Bırakın, ruhlarınızın kıyıları arasında hareket eden bir deniz olsun aşk.
…
Dans edip şarkı söyleyin birlikte ve eğlenin, ama yalnız olun ikiniz de. Tıpkı bir udun, aynı melodiyle titrese bile ayrı duran telleri gibi.
…
Bir arada durun, ancak çok yakın olmayın birbirinize. Zira tapınağın sütunları ayrı durur ve meşe ağacıyla servi büyüyemez birbirinin gölgesinde.”
“Demek burada işler böyle yürüyordu. Adil oyun diye bir şey yoktu. Bir kere devrildin mi sonun geldi demekti. Eğer öyleyse, o da hiçbir zaman devrilmeyecekti.”
“Uygarlığın kalbinden birdenbire ve şiddetle çekilip alınarak ilkel dünyanın ortasına fırlatılıp atılmıştı. Aylaklık etmek, haylazlık yapmak ve sıkılmaktan başka hiçbir şey yapmadığı, tembel ve güneşli bir hayat değildi bu. Burada ne huzur, ne rahat, ne de bir an olsun güven vardı. Sürekli bir kargaşa yaşanıyor, bir hareket oluyordu ve hayatı her an tehlikedeydi. Devamlı uyanık olmak şarttı çünkü buradaki köpekler ve insanlar, şehir köpeği ve insanı değillerdi. Yabaniydiler; sopanın ve dişin yasasından başka yasa tanımayan vahşilerdi.”