Kafka'nın gözünde yaşam gri duvarlarla kaplı, hiçbir yere açılmayan, ama sürekli çıkış yolunu arayacağımız bir labirenttir. Yaşadığımız dünyanın Kafkaesk bir görüntüsüdür bu.
Belki her ölüm biraz erkendir, ama Kafka gibi sıradışı bir yaratıcının kırk bir yaşında yaşama gözlerini yumması, sözcüğün tam anlamıyla bir erken ölümdü.
Vücudu ve sağlığı konusunda Kafka'nın titizliği onu bir hastalık hastasına çevirmiştir. Gürültüye karşı çok duyarlıdır. Kötü havadan uzak durur, kış aylarında bile penceresi açık yatar. Yiyeceklerine çok dikkat eder, sık sık perhiz uygular. Yine de sağlıklı bir insan olamaz.
Kafka iyimser değildir, ama kötümser de değildir, o bir tanık, o bir sergileyicidir. Üstelik bu sergileme işini o güne dek alışılmış estetik kalıpların dışında kendine özgü tavrıyla yapar. Evet, nasıl kurtulacağımızı ve nereye gideceğimizi söylemez Kafka, ama bu
dinyanin girimuslugini, zorbalgin gozler ontine serer. Sürdürülen yaşamın aşılması gerektiğini sezdirir.